Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres...  

Geri git   Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres... > Dom altında her şey yerli yerinde > Seljak muhabbeti > Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat
Yardım Seljak Listesi Radio and TV Forumları Okundu Kabul Et

Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat Balkanlarda felsefe ve edebiyat...Münazara da mümkün tabi...

   

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 15. April 2010, 01:24   #1
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Arrow GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

GÜLCE EDEBİYAT AKIMI

MANİFESTO(*)

EY ŞAİR!

Birinci vazifen, Türk Şiirini, bütünüyle Türk Edebiyatını sevmek, ana dilimiz Türkçe ile kültür ve sanatını nakış nakış işlemek ve kalıcı eserleri üretmektir.

Bugün ve gelecekte ki varlığının değişmez temeli budur.

Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

Unutma ki, dilini kaybeden Milletlerin bağımsızlığı da olamaz.

Kültür emparyalizminin işgâli altında inleyen Yüce Milletin, şairlerinin haykırmasını, kültür ve sanat adamlarının üreteceği eserleriyle yüreğine ses olmasını beklemektedir.

İçinde bulunduğun vaziyete dön de şöyle bir bak!

Bütün Dünyada emsâli görülmemiş bir galibiyetin temilcileri,Cennet Anadolu'yu Cehenneme çevirebilmek için her türlü şer planı, projeyi uygulamaya koymuşlar ve koymaya devam etmektedirler.

Aziz yurdumuz bir ateş çemberi içindedir. Başları bulutlu, özgür dağlarımızda bölücü-dış destekli, kalleş bir örgütün eşkiyâsı vardır. Anadolu'nun her köy ve kasabasına gün geçmiyor ki bir Mehmetcik tabutu gelmesin. Kahraman ordumuza bu mücadelede şairin-yazarın, kültür ve sanat adamının destek vermesi gerekmez mi?

Anadolu insanı, kırsal kesimden Büyük kentlerin varoşlarına göçmüş ve göçmeye devam etmektedir. Şimdi, % 65'i 30 yaşın altında olan Halkımızın % 85'i kentlerde yaşamaktadır.

Adına sayısız şiirler yazdığımız İstanbul şehrimizin nüfusu,yüzlerce ülke nüfusundan bile fazladır.Bugün kişisel dertler ve sancıların temelinde toplumsal sorunlar bulunmaktadır.

Moda, özenti,kendini bilmezlik; havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirlettiği gibi, dil ve edebiyatımızı da kirletmiştir.

Para-madde ve ekonomi kültür ve sanata da hükmetmektedir.Manâ-gönül zenginliği yerini maddeye terketmiştir.

Dünya ölçeğinde bir şairimiz-ozanımız da yoktur

Senelerden bu yana boş vezin kavgaları yapmaktayız.

Sanat-şiir sanatı adına internetin sağladığı imkânlar da kullanılarak sanat-şiir katledilmektedir.

Okumayan, araştırmayan, tefekkür etmeyen, düşlerini gerçekleştirmek heyacanıyla yüreği gümbürdemeyen, halkın gündeminden ve kaygılarından uzak bir şair-şiir kara bulutunun içindeyiz.

Edep'ten kaynaklanan Edebiyatımız, bir asırdır, köklerinden koparılmadan yenilenmeyi, daha doğrusu yeni bir akımı beklemektedir.

Ey Türk Kültür ve Sanatının şairi!

İşte bugün, bu hâl ve şartlar içinde bulunmaktasın. Şu halde vazifen, Türk Şiirini, bütünüyle Türk Edebiyatını kurtarmak ve Dünya'da hak ettiği yere getirmektir! Muhtaç olduğun kudret, Türk Edebiyatının başarılı mazisinde mevcuttur!

Dünü bugünle yoğurarak geleceğe yürümek zorundasın!

Haydi, durmak, susmak zamanı değil şimdi!

Saygılarımızla.

GÜLCE EDEBİYAT AKIMI

----

(*) Büyük ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ' ne şairler için naziredir.



GÜLCE YAZAN ŞAİRLER

Mustafa Ceylan
Osman Öcal
Ekrem Yalbuz
Harun Yiğit
Refika Doğan
Yusuf Bozan
Mehmet Nacar
İbrahim Sağır
Ozan Sentezi
Mehmet Özdemir
Ali Gözütok
Rahime Kaya
Ali Oskan
İhsan Ertem
Gülten Ertürk
Ramazan Efe
Şemsettin Dervişoğlu
Melahat Temur
Ümran Tokmak
Ali Altınlı
Neva Selçuk
Köksal Kırlıoğlu
Zübeyde Gökbulut
Vecdi Murat Soydan
Asuman Soydan Atasayar
Mevlüde Demir
Ahmet idrisoğlu
Mikdat Bal
Ayşenur Ökten İzgin
Serap Hoca
Kerim Baydak
Fatma Kalkan
Gökmen Yılmaz Erdem
Şükran Günay
Hülya Ekmekçi
Berrin Stammer
Abdullah Ramazan
Ozan İrşadî
Sabit İnce
Gülşen Şenderin
Sevgili Özbek
Ömer Öztürk
Turan Ufuktan
Rengin Alacatlı
Afet Kırat
Coşkun Mutlu
İsmail Kara
İbrahim Coşar
Arif Bilgin
Meral Adak
Hatice Katran
Mübeccel Zeynep Ünalan
Feriha Ceylan
Birdal Can Tüfekçi
Yusuf Ziya Karahasanoğlu
Fesih Aktaş
Onur Bilge
Sabiha Serin
Aşık Kevserî
Necdet Arslan
Nermin Terzi
Feyzullah Kırca

Konu vuslati tarafından (15. April 2010 Saat 01:29 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ek
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15. April 2010, 01:24   #2
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

GÜLCE NEDİR? NE DEĞİLDİR?
***************************************
Mustafa CEYLAN
(Gülce grubu yazılarından/11.11.2008)

1-GÜLCE, neredeyse bir asra yaklaşan edebi akım arayış hasretimizi vuslata dönüştürendir.

2-Türk Şiir tarihinin mükemmel mazisinden hız ve ilham alarak, bugünü dünle yoğurup geleceğe koşan bir akımdır.

3-Ana dilimiz Türkçe ile mısralarını nakış nakış dokuyan şairlerin gönül ve yürek birlikteliğini oluşturduğu, BEN demeyen BİZ diyenlerin çağdaş edebi hareketinin adıdır.

4-Aruz, Hece, Serbest vezinlerin üçü de bizimdir; bu bizim olan vezinleri, diğer kural ve ilkelerini yıkmadan,bozmadan, karşı çıkmadan; gerektiğinde bayram sabahında biraraya gelen aile bireyleri gibi, Gülce şiir bünyesinde toplayan, yeniden yeni edebiyat anlayışıdır.

5-Milli olmadan, evrensel olunamayacağını; içinde yaşadığı milletin-toplumun yürek dili olmadan dünya şiir platformuna çıkıp, öteki coğrafyadaki şiirlerle kucaklaşılamayacağını varsayan şiirsel bir bakıştır.

6-GÜLCE, denenmemişi deneyen, söylenmemişi söyleyen; ancak, bozmayan, güzel ve kaliteyi ileriye taşıyan,kalıcı şiir yolunda iz bırakmaya çalışan şairlerin edebi topluluğudur.

7-Okuyan, araştıran, tefekkür eden, düşünen, düşleyen, inanan, seven, gönül veren, saygı duyan; doğum yeri neresi olursa olsun, aynı dili konuşan, aynı vatana sevdalı, aynı bayrak altında yaşamanın huzurunu duyan, ülkenin bağımsızlığını savunan, Anadolu insanının yürek dili olan kalemlerin gülce mısralarından oluşan, şiirle başlayıp en kısa zamanda diğer edebi türlerde de fikrini örneklerle sunacak büyük ve cesaretli anlayıştır.

8-Vezin, kafiye, ölçü ve kurallar; asırların süzgecinden süzülerek günümüze kadar gelmiştir. Ancak, bütün bunlar sadece birer 'araçtırlar'. Esas olan, yüzyıllara yenilmeyecek kalıcı şiirdir. Araçlar kalıcı şiirimizin gövdeleridir.Araçlar, amacımız olamaz! Önerdiğimiz ve bundan sonra da önereceğimiz araçlar, kimilerini şaşırtabilir. Bunu gayet iyi anlamaktayız. Edebiyat şehrinin çöplüğü kendisine edebi akım adını vermiş nice çalışmalarla doludur. Bugün bize karşı çıkanlar, şunu iyi bilmeliler ki, bizi ve anlayışımızı, önerdiklerimizi, eserlerimizi içinde yaşadığımız Türk Halkı kabul etmez ise, biz de o çöplükte yer alacağız. O sebeple, dostlarımızın telaşa kapılmalarına gerek yoktur.Zaman ve edebiyat tarihi, şaşmaz ölçüsünü bir kere de Gülce'miz için kullanacaktır.

9-Fakat; GÜLCE öncülerinin bilgi birikimi,yenilikçi anlayışı, hata yapılır ise özür dileyebilme ve vazgeçebilme erdemleri ile yüzyılların altın zincir halkası, GÜLCE' yi kendisine halkın uğurlu elleriyle kattığında, bizi anlamayanların, GÜLCE nazım türlerini deneyeceklerini de bilmekteyiz.

10-Şiirde birincilik münhaldir. Kelimeler, milletin ortak hafızasının ürünüdürler.Şiir ya da nesir, kelimelerden zamana yenilmez gökdelenler dikme sanatıdır. Şair, o sanatın çilesini çeken gönül emekçisidir.

11-Dil, kültür ve edebiyatımız; başta batı ve arap kültür emperyalizminin amansız saldırısı altındadır. Ülkemiz, ekonomide, siyasette, ticarette, kültür ve sanatta zora sokulmak istenmekte, dış mihraklarla içerdeki gaflet erbablarınca bağımsızlığına saldırılmaktadır. Çevremizde ateşten bir çember vardır. Dağlarımız bölücü ve kalleş bir örgüt tarafından işgal altındadır. Ülkemizin her köy ve kasabasına gün geçmiyor ki Mehmetcik tabutu gelmesin. Anadolu coğrafyası sancılar içindedir. Bu coğrafyada yaşayanların % 85'i kentlerin varoşlarına yerleşmiştir. Anadolu bir uçtan bir uca göç etmektedir. Toplumun % 65'i 30 yaşın altındadır. Madenlerimiz, fabrikalarımız, iletişimden limanlarımıza kadar özelleştirme ile yabancı tekellerin yönetimindedir. Basın ve medya belirli güç ve odakların idaresindedir.Yüce dinimiz tüccarların kazanç kapısı ve siyaset aracı haline dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Doğrular eğri, eğriler doğru gösterilmektedir. Bütün bunlardan daha büyük olaylar mı bekliyoruz ki, edebi bir akım doğmasın? İşte esas çıkış gerekçemiz budur.

Saygılarımızla.
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15. April 2010, 01:25   #3
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Be Cahil (TUĞRA)

Kulsan hine; hayret! Ne denizler, ne sahil
Paklar mı ki sabret, buna mülkün de dahil.
Bir gün kırılırsın, başınız kabre düşer;
Kaldırmaya kudret bulamazsın be cahil!

Gönlümüz Sazdan Gelir (TUĞRA)

Gülce kartal, gülce düldül, gülce özgür, gülce şah
Gülce destan, gülce bülbül, gülce yıldız, gülce mah;
Tuğra benden, ben gönülden, gönlümüz sazdan gelir
Gülce ömrüm: Gülce bir gül! Gülce aşkım dön semah!

Osman Öcal

Rübai’ ye özgü aruz vezni:
mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa’ûl

Aruz vezni:
fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/fâ'ilün
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15. April 2010, 01:26   #4
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Gülistan Vermeden Himmet(GÜLİSTAN)

Yanarken dertli bir mecnun; su, çölden savrulan rüzgâr
Bulunmaz her yürek sargın; sazından çalmayan bilmez.

Neyinden mey sunanlardan, figan kalkar boğar hasret
Kapanmaz başlanan gergef; gönülden bulmayan bilmez.

Bakın bir yol nasıl düşmüş, yiğit gönlün kelâmından
Kanar dağlarda bir Ferhat; yaşından dolmayan bilmez.

‘Umutlarla açılmış saracakken kollarım
Bir haberle kurudu birer birer dallarım
Hayallerle yaşarken kapandı hep yollarım
Şu gözlerim yollara dönüp dönüp bakıyor.’*

Hayallerden kopan düşler, şaşarken beklenen gelmez
Durulmaz sevda yalnızlık, zorundan kalmayan bilmez.

Akan yaşlar yağan çığlık, vurulmuş bağra har toplar
Kızıl kaynar da her volkan, derinden dalmayan bilmez.

‘Sensizlik bir sel gibi dinmez gözümden yaşlar
Benim dünyam yıkıldı başıma yağdı taşlar
Gönül yangın yerinde çevirmiş kor ateşler
Özlemin kor ateşi alev alev yakıyor.’*

Nasıl yakmaz ki aşk candan, kurulmuşsan yeter postu
Başından yükselir dağlar, gönüldür salmayan bilmez.

Varıp dergâha yaslarsın, helal dersin başım dünden
Duyan ceylansa ses vermez, kederden yılmayan bilmez.

‘Bilsem ki geleceksin etmem mi canı feda
Kimim var ki şurada senden başka dünyada
Yaşananlar bir düş mü kalsın desem rüyada
Hasretin öyle zor ki buram buram kokuyor.’*

‘İçimde bir sıkıntı terk edip de gitmiyor
Yalnızlık kâbus oldu artık resmin yetmiyor
Yırtık pırtık hayaller oda yama tutmuyor
Gel de dinsin gözlerim çisil çisil akıyor.’*

Bu kulvar tüm koşanlardan, bedel bekler kalem kesmez
Gülistan vermeden himmet, çekersin solmayan bilmez.

Osman Öcal
Mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün)
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15. April 2010, 01:27   #5
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Tükenir Son Otuz Beş (SONE’M-GÜLCE)

Hayaller lime lime, her dikişte bir sökük;
Bir ömrün gazasında kırılmış omzun dalın.
Yolun muhtaç asâya, ne gül kalmış ne çalın;
Sıralansa birebir, anılar boynu bükük.

Bâki olan kubbede bir yıldızdın bir güneş;
Delerdin bulutları, gün görürdü yürekler.
Her gün bahar mevsimi uçardı kelebekler;
Gönül yaşından bile, tükenir son otuz beş.

Yastığında uyur düş, istek tutan her gencin;
Dar bir zaman içinde dünya o kadar geniş...
Son dönemeç üstünde var mı geriye dönüş.

Sebebi mâlum işte kırılan her direncin;
Düşür aynalara da, hele bir gör hâlini;
Çözeceksin bakınca anlamsız suâlini.

Osman Öcal
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15. April 2010, 01:28   #6
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Gülce Yeni Edebi Akım(AKROSTİK)

G ülistandan küfül küfül eser yel;
Dokun, ü lger gibi yan be közünde.
Odda yanar l eyla mecnuna yemin,
Taşar sevda sevda c eylan izinde;
Yürür aydınlığa kendinden e min.

Y ol bulur kar altı açar kardelen,
Gönül e nginlerde coşar ha coşar.
On dokuz n azımla gül dizer gelen,
Sonsuz bir azimle i ncim der koşar.

E debiyat için can olan canlar!
Akıl d ivaneyse fikir neylesin?
Tozar elif e lif anlayan anlar,
Yıldızlar suskunsa b ulut söylesin;
Altında kalanlar vah ile i nler.

A ynamız tarihtir dönük yüzümüz,
Geçip k arşısına nakış işleriz.
Vuslatî’yem ı lgın şendir izimiz,
Maziden atiye m iras düşleriz.

Osman Öcal
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23. April 2010, 14:02   #7
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
BİRLİKTEN KUVVET DOĞDU (gülce-bahçe)

BİRLİKTEN KUVVET DOĞDU (gülce-bahçe)

HALİDE'YDİ EDİP'Tİ

Dev bir çınarın çatırdayan sesiyle
Titredi yürekler inleyen nefesiyle
O da ne?
.....İhtişamı tükenmiş azametinde perde
.....Şanlı gücü yetmiyor neden,ne için,nerde?
.....Azgın fare dadanmış nankörce kemiriyor
.....İrtifa kaybediyor, göğe yükselen gövde!

Her dalında bir balta…
İhanet şebekesi iş başında…
Üç kıtaya hükmeden
Her kolu bir beden başlı başına
Yedi yüz yıllık dev'e kimin gücü yeter ki?
Kemirmek için çelikten nice diş gerekti...

Onlarca diş bilenmiş
Katır da kutur
Oy benim talan yurdum
Oy Anadolu’m
Hangi kuvvet üstünmüş
Diş mi iman mı?
Kim büker bu bileği
Görsün bakalım!
***
Bu
Ağaç
Çürür mü?
Özü kökü
Cevher ve çelik
Yalnız erkeği mi?
Fedakar ve kahraman?
Bakın ne kadınları var?
Onca erkekten bile yaman
Bahis konusu vatansa
Gözünü de kırpmadan
Cepheye fırlayıp
Canını koyan
Halide’ydi
Edip’ti
Koşan
Can

Haykırdı:
....İş, aş, çelik, çomak; neyimize oynamak?
....Yakışıyor mu bize vatan bizim değil mi?
....Nasıl rahat yatarım bu milletin ferdiysem
....Vatan savunmasında kadın lazım değil mi?

.....Adın Halit’se eğer benimki de Halide
.....Çarpışırım inan ki senle ben de cephede
.....Bu yurdun kadınıyım kanımı kimden aldım?
.....Bekleyemem ben böyle dört duvar pencerede

Yönetim acziyette!
Ülkem inliyor başında kırk gaile
İstanbul kuşatılmış lânet İngiliz dolu
Dayan Anadolu’m! diye haykıran
Mustafa Kemal’ler topluyor sağı solu…
Yunan, Fransız, Rus; her taraf casus
Alman’dan dost mu olur? İngiliz namussuz

O aydın Türk Ana'sı ne güne duruyordu?
Sade bu günü değil, yarını kuruyordu

Trablusgarp’tan, Balkan’dan
Çanakkale’den arta kalan ruh
Yeter bize daha…!
Ne sandın sen bu milleti ey Avrupa
Bakalım hangi çelik dişin dayanacak daha!

....Bir tarafta tek dişli medeniyet
....Bir tarafta yokluk ve cahiliyet
....Kalemle silah olmalı yan yana
....Öz gücünü kullan artık ey ana!

....Hangi kuvvet tıktı seni kör karanlık odaya
....Köle misin mal mısın? İnsansın sen insansın!
....Kır zinciri beyninden titre ve kendine gel!
....Özgür yaşamak için önce kadın uyansın.

Elinde kalem ile bir ayağı cephede
Sevdadan gücü, umuttan yüreği vardı
Kadıköy’de, Üsküdar’da, Sultanahmet’te
İhanete meydan okuyarak
Birliğe çağrı ile ilk silahını attı
Güçlü yürek aydın kafa
Baş koyduğu bu yoldan, dönmek yoktu asla
Bir gün Ankara’da bir gün Sakarya’da
Önder oldu Türk kadınına
Kimisi mermi taşıdı kağnısıyla
Kimisi yara sardı sırtında bebek, karnında sancısıyla
Nene Hatunlar, Ayşe Kadınlar
Yavrusu için aslan önüne kendisi atlayanlar....

....Halide’ydi Edip’ti; hem savaştı hem yazdı
....Neydi ki yapılanlar onun için çok azdı

Mustafa Kemal’e dayanan omuzlar
Dur durak bilir mi cepheler toz duman
El mi yaman bey mi görsün o soysuzlar
Bayrağımı bekliyor kucak açan sonsuzlar! ....

Birlikten kuvvet doğdu tüm dünyayı şaşırtan
......Alnımızın akıyla çıktık mücadeleden
.... Temizlendi yurdumuz, fare ve pisliğinden
..... Can çekişti sanılan koskoca bir yapıdan
.....Türkiyemi kurtardık capcanlı, yeni baştan


Şaha kalktı milletim çığır açtı son asra
Karanlık zihniyetler kabuğuna çekildi
Haydi Saltanat artık, uğurlar olsun sana!
Cumhuriyet hürriyet çağdaşça yaşam yolu

Bize bu lazım idi gözün aydın Anadolu!


22-Nisan-2010-İstanbul
ASUMAN SOYDAN ATASAYAR

Konu vuslati tarafından (23. April 2010 Saat 14:12 ) değiştirilmiştir..
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23. April 2010, 14:10   #8
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
FECRİN ZİRVE TADI(gülce= buluşma)



FECRİN ZİRVE TADI(gülce= buluşma)

Loş ışıklı bir yerde tökezleyip düşerken
Bin mumluk ampul yandı yüreğimde gizlice
Nahoştu bunca zaman sararıpta üşürken
Baharlar kapı açtı, gün açtı bu şehirde...

Doğmazdı güneş böyle, gri miydi rengi ne?
Gün döndü, yönü döndü…
Açtı kara perdeyi sildi sisi sevinçle
Erguvani laleler ördü narin gönlümü
Mahirce… Renklice… İnce ince…

Bazen vapur sırtında, bazen yeşil giymiş yakada
Yediveren açarken ne olur dursa zaman!
Akmasa şimdi boğazdan!
Diye kimdi yalvaran? …
En nazenin rengimle bendim yeniden doğan…
Dinmiş bak deli rüzgâr şefkat seli geliyor
Deniz üstünde bile kavak yeli esiyor

Kaçan tren ardından çekilen çifte kürek
Zor mizaclı kaderden hırsızlıyor anları
Güverteden dünyaya açılan bir çift yürek
Pusulasız rotada mutluydu imanları

Birkaç zarif lezzette
Kenetlenen el miydi?
Yürek mi?
Fecrin zirve tadı silinemez değil mi?

Yine güneş girecek, yarın eski haline
Bir varmışta bir yokmuş hikâyesinde gibi
Şelaleler akıyor gürül gürül, billûri
Bir gözü revnak iken birinin mahzun dibi

Köpük köpük yıkasa, ağartsa ya bulutlar
Bir hasretin omzunda kıvranan şu sancımı
Kınamayın ne olur ey sevdalı umutlar
İki damla yaşıma katamam utancımı

Yarın soğuk olsa da, boş ver aldırma gönlüm
Kırılacak dal belli, “yerdeydim zaten” diye
Lale ömrü gibiydi geldi geçti bir mevsim
Her şeyimi sakladım sımsıcak bir yüreğe

ASUMAN SOYDAN ATASAYAR
2010-istanbul
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12. May 2010, 21:09   #9
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı(GÜLCE BULUŞMA

Yiğit Oğuz elinde Kam Gan oğlu ünüyle,
Ağırlardı beyleri her yıl şölen günüyle;
Her ziyafet bir şölen her şöleni bir düğün,
Hanlar Hanı Bayındır yerinden kalktı bir gün.
Şam dokuma otağı diktirdi yeryüzüne,
Alaca, han sayvanı yükseldi gökyüzüne.
İpekten halıları bin bir yere döşetti,
Üç ayrı renk otağı otağına eş etti.
Koyundan koçu seçip nice emir estirip,
Deveden buğra ile attan aygır kestirip:

‘Kimin oğlu kızı yok kara otağa kondurun,
Altına kara keçe önüne kara koyun yahnisi
Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin.
Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa
Oğlu kızı olmayanı Allah Teâlâ karalamıştır,
Biz de görmeyiz bunu böyle bilsin,’ dedi.

Haberi alan beyler
Pusatlanıp atlandı,
Şölen yapılan yere
Birer birer toplandı.

Meğer Dirse Han derler vardı bir beyin oğlu,
Gelmemişti dünyaya ne kızı var ne oğlu.
Haberi aldığında tez varmayı yeğledi,
Söyledi bir görelim Han’ım neler söyledi:

‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
Aklı karalı seçilen çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

Sabahın er vaktinde ilk ışıkla Dirse Han,
Kalkıp geldi şölene kırk yiğidi oldu can.
Otağında altına kara keçe sürdüler,
Yesin diye önüne kara yahni verdiler.

Anlamadı Dirse Han
Dedi: ‘Bu kara ayıp,
Benim suçum ne ola’
Sordu beyleri sayıp.

Dediler: ‘Han’dan gelen böyledir buyruk bize,
Oğlun kızın yok imiş kara otağ hak size.’
Bu ayıbı duyunca olan neşesi söndü,
Kırk yiğitle doğruldu hemen evine döndü.
Bağırdı hatununa Han’ım neler söyledi:

‘Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
Evden çıkıp yürüdüğünde selvi boylum
Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
İki badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum yemişim düvleğim
Görüyor musun neler oldu.’

Dirse Han hatununa anlattı yaşananı,
Kara otağ çeker mi bu beyliği bu şanı.
Topaç gibi bir oğul o an düştü diline,
Aslanlaştı aniden bu da böyle biline.
‘Senden midir benden mi’ deyip yine söyledi:

‘Han kızı yerimden kalkayım mı
Yakan ile boğazından tutayım mı
Kaba ökçemin altına alayım mı
Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
Öz gövdenden başını keseyim mi
Can nasıl tatlıymış sana bildireyim mi
Alca kanını yeryüzüne dökeyim mi
Han kızı sebebi nedir söyle bana
Korkunç gazap ederim şimdi sana’

Dirse Han’ın karısı
Han sözüne üzüldü,
Çekik kara gözünden
Damla yaşlar süzüldü.

‘Ne bendendir ne senden hanlar hanı Dirse Han,
Üstümüzde bulunan, ne gelirse Allah’tan.’
Diyerek devam etti. ‘Bana gazap eyleme,
İncitecek ey beyim kötü sözler söyleme.
Alaca çadırını kalk yeryüzüne diktir,
Şanınıza yakışan yapacağın beyliktir.
Deveden buğra koyundan koç attan aygır
Kestir, İç Oğuz Dış Oğuz beylerini çağır.
Nerde aç görsen doyur çıplak görsen giyindir,
Yapılacak dualar Allah bilir beyindir’

Hatununun sözüyle büyük ziyafet verdi,
Aldığı dualarla derken murada erdi.

Oğlancığı büyüdü
Olunca yaşı on beş,
Öyle bir delikanlı
Sanki aslanlara eş.

Meğer Bayındır Han’ın azgın boğası vardı,
Boynuz vursa bir taşa taşın dünyası dardı.
Güreştirir deveyle bir yaz bir de güz günü,
Eğlenirdi beylerle sanki Han’ın düğünü.
Altı kişi zincirle yine bir yaz gününde,
Çıkardılar boğayı kim durur ki önünde.

Koy verdiler boğayı
Düşünmeden o anda,
Dirse Han’ın oğluyla
Üç yoldaşı meydanda.

Kaçın dedilerse de beyin oğlu kaçmadı,
Üç arkadaşı gibi kanatlanıp uçmadı.
Boğa sürdü oğlana burnundan soluyarak,
Koşup geldi hemencik rüzgârı yalayarak.
Oğlan yumruğu ile tutup alnına vurdu,
Darbeyi alan boğa daha fazla kudurdu.
Tekrar hücuma geçip saldırınca yerinden,
Güçlü bir nefes aldı yenmesine, derinden.
Bu sefer yumruğunu tam alnına koyarak,
Sürdü meydan dışına kuvvetini yayarak.

Çekiştiler bir süre
Ama dövüş bitmedi,
Boğanın azgınlığı
Yiğitliğe yetmedi.

Oğlan çekip elini boşta koydu rakibi,
Düşmesine vesile yaptı başı takibi.
Davranıp bıçağına kesince boğazını,
Güreşi izleyen beyler yükseltti avazını.

Bütün oğuz beyleri
Meydana kaçıştılar,
Aferinler kuş oldu
Havada uçuştular.

Dediler; ‘Dedem Korkut bu yiğide ad versin,
Yanına kataraktan doğru babaya varsın,
Beylik isteyiversin hak etmiştir tahtını,
Mevla daim eylesin açsın artık bahtını.’
Çağrılıp Dedem Korkut varınca babasına,
Hele neler söyledi Han’ım neler söyledi:

‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
Taht ver erdemlidir
Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana
Binit olsun hünerlidir
Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
Şişlik olsun erdemlidir
Katarından kızıl deve ver bu oğlana
Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
Altın başlı otağ ver bu oğlana
Gölge olsun erdemlidir
Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana.
Giyer olsun hünerlidir.’

Dedem Korkut oğlana Boğaç adını koydu,
Beylik aldı taht aldı diyarda herkes duydu.
Kulda olmaz kötülük şaşıp yanılmayınca,
Dirse Han yiğitleri tahtta anılmayınca,
İzzeti hürmet için şöyle karar aldılar;
Şikâyet için Han’a yirmi namert saldılar:

‘Boğaç kırk yiğitle Oğuz üstüne yürüdü,
Ak sakala sövdü pürçekliyi sürüdü.
Akan sudan geçip Ala Dağ’dan haber aştı,
Derler hanlar hanı Han Bayındır’a ulaştı.
Han Bayındır çağırır Ve sana gazap eyler.’
Namertler Dirse Han’a pervasız yalan söyler

Sonra diğer namertler
Gelirler Dirse Han’a,
Oğlu kötülemeye
Başlar yeni yalana:

‘Göğsü güzel koca dağa ava çıktı sensiz,
Avdan dönülünce anasına vardı densiz.
Şarabın keskininden içip sohbet eyledi,
Senin oğlan kötüdür canına kast eyledi.’

‘Böyle evlat gerekmez gidip getirin onu,
Uçurayım boynunu kapansın burda konu’
Dedi amma Dirse Han yalanlara kanarak,
Tek oğulcuk tek evlat ak yüreği yanarak.

‘Oğlun dinlemez bizi
Dediler ava götür,
Av avlarken habersiz
Okla işini bitir.’

‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Yüğrük atlar sahibini görüp kişnediğinde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Aklı karalı seçilen çağda
Kudretli Oğuzun gelinin kızının bezendiği çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

Sabah gün doğumunda ava çıktı Dirse Han,
Yanında kırk yiğidi oğulcuğu tek bir can.
Oğlancığa dediler birkaç namert gelerek,
‘Sürüp gelsin geyiği bir bir tepeleyerek.’
Göreyim der babanız; Sevinip kıvanayım,
Bundan sonra oğluma bey diye güveneyim’
Haberi yok yalandan Boğaç bilmez oyunu,
Bir bir vurur geyiği sanki keser soyunu.

Kırk namert döner bu kez
Derler ki Dirse Han’a:
‘Vururken geyikleri
Kıyacak senin cana.’

Oğlancık ok atarken geride kalanlara.
Dirse Han da inandı alçakça yalanlara.
Kurt sinirinden yapılmış sert yayını çekti,
Oğlancığın iki kürek arasına çaktı.
Fokur fokur fışkırdı oğlanın alca kanı,
Düştü atından yere yürüdü alçağın şanı.
Yere düşen oğlanın benzi sararıp soldu,
Geri dönen Dirse Han yurduna gelir oldu.

Avdan dönüldüğü
Her tarafa duyuldu,
Dirse Han’ın hatunu
Ziyafete koyuldu.

Sonra alıp at tepti kırk ince belli kızı,
Görmeyince oğlunu düştü gönlüne sızı.
Bütün yüreği oynadı ay yüzü birden soldu,
Kara bağrı sarsıldı süzme göze kan doldu.
Çağırır Dirse Han’ı söyler Han’ım ne söyler:

‘Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
Han babamın güveyisi
Kadın anamın sevgisi
Babamın anamın verdiği
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
A Dirse Han
Kalktın oğlunla birlikte yerinden doğruldun
Yelesi kara soylu atına bindin
Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
Karanlık gecede bulduğun oğul hani
Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğiriyor
Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım yaman sızlıyor
Sarı yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
Kuru kuru çaylara su saldım
Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
Dilek diledim Tanrıya bir oğul zorla buldum
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
Kara cübbeli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
Han babamın katına ben varayım
Ağır hazine bol asker alayım
Azgın dinli kâfire ben varayım
Paralanıp soylu atımdan inmeyince
Yenim ile alca kanımı silmeyince
Kol but olup yer üstüne düşmeyince
Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana’

Bekli de Oğuz boyu böyle figan görmedi,
Seslenmedi Dirse Han cevap bile vermedi.
Beyinin suskunluğu yüreğine oldu dert,
Kaçırmadı fırsatı yine geldi kırk namert:

‘Oğlun sağdır esendir
Hâlâ geyik peşinde,
Dolanır göğsü güzel
Koca dağın döşünde.’

Ana yüreği dayanır mı kırk ince kızla,
Oğlunu aramaya atlanıp çıktı hızla.
Yazlı kışlı kar olan Kazılık dağa baktı,
Alçaktan yücelere hemen koşturup çıktı.
Yüksekten enginlere bir kartal gibi bakar,
Bir dere kenarında kuzgunlar iner kalkar.
Soy atını çevirdi süzüldü ona doğru,
Volkan gibi alevli yanıktır ana bağrı.

Oğlan düşüp kalınca
Orada hazır oldu,
Yarayı sıvazlayan
Boz atlı Hızır oldu.

‘Korkma’ dedi oğlana;
‘Ama yaran çok kötü,
Merhemi dağ çiçeği
Bir de ananın sütü.’

Oğlanın anacığı üstüne çıka geldi,
Gördüğü al kızıl kan yanık bağrını deldi.
Oğulcuğuna söyler Han’ım neler söyler:

‘Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık
On iki kemikçiğin param parça topla artık
Tanrının verdiği tatlı canın gitmekteyse tut artık
Öz gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Akar senin suların Kazılık Dağı
Akar iken akmaz olsun
Biter senin otların Kazılık Dağı
Biter iken bitmez olsun
Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
Koşar iken koşmaz olsun taşa dönsün
Ne bileyim oğul aslandan mı oldu
Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
Bu kazalar sana nereden geldi
O gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Ağız dilden bir küçücük söz et bana’

Oğlan sesi alınca açtı hemen gözünü,
Gördü anacığının aya benzer yüzünü.
Söyledi anasına Han’ım neler söyledi:

Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
Ak pürçekli yüce bildiğim canım ana
Akarlı sularına kötü söyleme
Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
Biterli otlarına. Kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
Koşan geyiklerine kötü söyleme
Kazlık Dağının günahı yoktur
Aslan ile kaplanına kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
İlenirsen babama ilen
Bu suç bu günah babamdandır

Oğlan anacığına; ‘Korkma bundan korkma’ der,
‘Sıvazladı boz atlı Hızır sen etme keder.
Yaram ölümcül değil dağ çiçeği ve bir de,
Senin akça sütündür derman olan bu derde.’
Dağ çiçeği topladı kırk ince kız can ile
Ana sıktı memeyi sütü geldi kan ile.
Karışık merhem yapıp yarasına çaldılar,
Yurtlarına dönerken oğlancığı aldılar.

Hekime teslim edip
Gizlendi Dirse Han’dan,
Baba geçer olsa da
Ana geçer mi candan.

‘At ayağı çabuk ozan dili çevik olur,’
Oğlanın yaraları kırk günde iyi olur.
Kılıç kuşanarak ata binmeye başladı,
Babasından habersiz av edip kuş kuşladı.
Bunu duyan kırk alçak doymadı hıyanete,
Tuttular Dirse Han’ı kan oturdu ak ete.
Boynunda sicim ile onlar atlı Han yayan,
Gittiler kâfir ele beylerden olmaz duyan.
Dirse Han’ın hatunu bu haber patlayınca,
Hemen vardı oğluna soy ata atlayınca.
Söyledi ki oğluna Han’ım neler söyledi:

‘Görüyor musun ay oğul neler oldu
Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu
Yurtta düşman yok iken
Senin babanın üstüne düşman geldi,
O kırk namert babanın arkadaşları babanı tuttular,
Ak ellerini ardına bağladılar,
Kıl sicimi ak boynuna taktılar,
Kendileri atlıydı
Babanı ise yayan yürüttüler,
Alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler,
Hanım oğul kalkarak yerinden doğrul,
Kırk yiğidim beraberine al,
Babanı o kırk namertten kurtar.
Yürü oğul.
Baban sona kıydı ise
Sen babana kıyma,’

Boğaç anasını kırmayıp sözüne baktı,
Kara çelik öz kılıcını beline taktı.
Altın mızrağı ak kirişli yayı silkindi,
Soy atını tutarak hemen sıçrayıp bindi.

Kırk yiğidin kırkıyla
Her birisi fırtına,
Acele düştü hemen
Babasının ardına.

Namertler yol üstünde kayıtsız içerlerken,
Boğaç Han atını koşturup yetişti erken.
Dediler yiğidi alalım tutsak tutup ikisini bir,
Varıp teslim edelim sevinsin kara kâfir.
Dirse Han söyledi ki Han’ım neler söyledi

‘Kırk yoldaşım aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Benim elimi çözün,
Kolca kopuzumu elime verin,
O yiğidi döndüreyim,
İster beni öldürün ister diriltin,
Bırakıverin’

Çözülünce elleri aldı kolca kopuzu,
Tanımadı oğlunu sandı yabancı kuzu.
Söyledi bir bakalım Han’ım neler söyledi:

‘Boynu uzun yüğrük atlar gider ise benim gider
Senin de içinde bineğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
Senin de içinde şişliğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Katarlardan kızıl deve gider ise benim gider
Senin de içinde deven var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Altın başlı otağlar gider ise benim gider
Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak sakallı kocalar gider ise benim gider
Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
Benim için geldin ise hay yiğit oğulcuğumu öldürmüşüm
Bana yazık değil sana yazık dön geri’

Sonunda Dirse Han’ın
Depreşti eski derdi,
Sözünü bitirince
Oğlu karşılık verdi:

‘Boynu uzun yüğrük atlar gidiyorsa senin gider
Benim de içinde bineğim var
Bırakamam kırk alçağa
Katarlardan kızıl deve gidiyorsa senin gider
Benim de içinde devem var
Bırakamam kırk alçağa
Ağıllarda on bin koyun gidiyorsa senin gider
Benim de içinde etliğim var
Bırakamam kırk alçağa
Ak yüzlü ela gözlü gelin gidiyorsa senin gider
Benim de içinde nişanlım var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Altın başlı otağlar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde odam var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Ak sakallı kocalar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde bir aklı şaşmış bilmesini unutmuş kocamış babam var
Bırakır mıyım kırk alçağa’

Dedikten sonra hemen yiğitlere el etti,
At tepip baş düşürdü boz toprağı sel etti.
Babasını kurtarıp döndü yurduna geri,
Anladı ki Dirse Han bu yiğit kendi eri.
Hanlar Hanı Bayındır beylik verdi taht verdi,
Tanrı Oğuz eline önü açık baht verdi.
Dede Korkut geldi şu Oğuzname’yi koştu:

‘Onlar da bu dünyaya geldi geçti
Kervan gibi kondu göçtü
Onları da ecel aldı yer gizledi
Fani dünya yine kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucun ölümlü dünya

Kara ölüm geldiğinde geçit versin.
Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın.
O öğdüğün yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

Dua edeyim Han’ım:
Yerli kara dağların yıkılmasın.
Gölgeli ulu ağacın kesilmesin.
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
Kanatlarının uçları kırılmasın.
Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin.
Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin.
Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın.
Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun.
Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun.
Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın Han’ım hey! …’

Osman Öcal
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29. July 2010, 12:39   #10
vuslati
Treci seljak
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 17
Seljak 0 Mesaj için 0 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
vuslati is on a distinguished road
Cevap: GÜLCE YENi EDEBİYAT AKIMI

Mukaddime-Dedem Korkut Kitabı (Gülce Bahçe)
Bismillâhirrahmânirrahim

Soyu kamların soyundan,
Oğuz’un Bayat boyundan,
Fırlamış bir ok yayından,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.

Tanrı’nın sevgili kulu,
Sunulunca içti dolu,
Gösterdi Oğuz’a yolu,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.

Bilgesidir tüm Oğuz’un,
Piridir kolca kopuzun,
Gezer il il yollar uzun,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.

Hak verdi ilham doldurdu,
Ne istediyse oldurdu,
Ağlayanları güldürdü,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.

Türk’ün bulunduğu yerde,
Er belinden düşen erde,
Yaşar gider gönüllerde,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.

Her müşkülü halleden Oğuz üstünde gölge,
Gaipten haber eden hem erendir hem bilge.
Bir can ile bir beden ölümsüz Korkut Ata.

Ne buyursa kabul gördü,
Danışan hak yolu sürdü,
Nice nice öğüt verdi,
Doğdu ölmez Dedem Korkut.


Korkut Ata söyledi ki: ‘Hanlık Kayı’ya geçecek,
Alamayacak hiç kimse Kıyamet kopuncaya dek’

Dedem korkut hak söyledi,
Bilen başa taç eyledi:

‘Bir iş düzenini almaz,
Allah Allah demeyince.
Kişi yoktan zengin olmaz,
Ulu Tanrı vermeyince.

Kul başına kaza gelmez,
Alın yazı görmeyince.
Yaratılan kimse ölmez,
Ecel vakti ermeyince.

Kişide devlet olmaz gönlünde varsa benlik,
Yağan kar yaza kalmaz kalmaz güze çimenlik.

Eski pamuk bez olmaz kalleş düşman dost olmaz,
Kalkmazsa kara kılıç düşman imana gelmez.

Kara eşek başına başlık vur olmaz katır,
Hanım olmaz cariye giydirip süse batır.

Bir yiğit dağlar kadar
Mal mülk edinip yığar,
Yenmez nasip fazlası
Kısmeti kendin boğar.

El oğlunu büyütüp beslesen de faydasız,
Yalnız başına koyup bırakır gider evden.
Oğul olmaz katiyen el oğlundan, güveyden,
Külden tepe yığılmaz düşlesen de faydasız.

Er malına kıymazsa ölür gider adı çıkmaz,
Çağıldayan su taşsa yine de dolmaz deniz.
Özünden öğüt almaz anadan görmese kız,
Oğul töre bilmese yabana sofra çekmez.

Oğul babanın sırrı iki gözden birisi,
Devletli oğul olsa ocağı gönendirir;
Devletsiz oğul olsa ocağını söndürür.

Devam eder Korkut’ça işte sözün gerisi;
Oğul neyler babadan kendine mal kalmasa,
Baba malı faydasız başta devlet olmasa.’


Dedem korkut bir daha
Söyledi bir görelim,
Hele neler söyledi
Hikmetine erelim:

‘Vurup keser kılıcı
Kötü yüreklilerin,
Vurmasın daha iyi
Yarası olur derin.

Vurmasını bilen yiğit
Ne şer olur ne ahmak,
Ok ile kılıçtan öte
Daha iyi ağaç çomak.

Atın yemediği ot bitmese daha iyi,
Yalancının ocağı tütmese daha iyi.

Sert yürürken soylu ata
Dönek yiğit binebilmez.
Bineceğine binmesin
Binmemesi yeğdir, bineceğine.

Misafiri bilmez evin
Bir lokması yenebilmez.
Yeneceğine yenmesin
Yenmemesi yeğdir, yeneceğine.

Soyu belli bir babadan
Hoyrat oğul inebilmez.
İneceğine inmesin
İnmemesi yeğdir, ineceğine.

Atasına saygı duyan şefkatli oğul iyi,
Baba adını yürüten devletli oğul iyi.’


Dedem korkut yine söyledi
Görelim Hânım ne söyledi:

Ala dağın otlağını
Yer otunu geyik bilir.
Gece kervan göçtüğünü
Çayır kuşu, ayık bilir.

Akar suyun zorluğunu
Yük taşıyan kayık bilir.
Kötülüğün acısını
Doldurulan oyuk bilir.

Akça kımız al şarabı
İmbiğinden süzen bilir.
Öleceği güzel Tanrı
Olacağı sezen bilir.

Yedi dere kokusunu
Tilki gibi gezen bilir,
Koç yiğidi cömert eri
Kopuz çalan ozan bilir.

Varlığının kıymetini
Geleceği gören bilir.
Vatan nedir bayrak nedir
Uğrunda can veren bilir.’


Dedem korkut yine söyledi
Görelim Hânım ne söyledi:

‘Ağız açıp el açıp övdüğüm Tanrı güzel,
Can özüm iki gözüm sevdiğim Tanrı güzel.

Tanrı dostu Muhammed, Âmme güzel cüz başı,
Ebubekir ve Ömer, Mekke’nin her bir taşı,
Erlerin şahı Ali din içindi savaşı;
Ağız açıp el açıp övdüğüm Tanrı güzel

Hasan ile Hüseyin, Tanrı bilgisi Kur’an,
Cuma günüyle Yasin ve Affanoğlu Osman,
Hutbe dinlerken ümmet, minareden okunan,
Can özüm iki gözüm sevdiğim Tanrı güzel.

Ak süt emziren ana
Helâlce kadın güzel.
Evladı seven baba
Oğul, kız tadın güzel.

Uslu yol alan aygır
Elin kınası güzel.
Ala otağı, çadır
Gelin odası güzel.

Yiğit soylu alp erence,
Kopuz çalan ozan güzel.
Deyişlerle yol gösteren,
Bu destanı yazan güzel.’


Ve kutlu Oğuz elinden,
Dede Korkut’un dilinden,
Destan düşer her telinden,
Çalar kopuz söyler ozan:

Devletlisin bey oğul
Devletin kutlu kalsın,
Dili sevip koruyan
Bir ömür mutlu kalsın.

Türkçe oku Türkçe söyle,
Köküm Türkçe, ana dilim.
Yaşatır sonsuza kadar,
Türkçe sanat Türkçe ilim.

Kulak ver sözüme dinle ey oğul,
Burçları deviren yankıdır sesim.
Kanlı meydanlarda oynarken atım,
Boğardı cihanı anlık nefesim.

Kutlu törelisin anla toy oğul,
Orhun’da abide bilgece hansın.
Dirlikli, düzenli sürsün birliğin,
Bozdurma ilini sen bir cihansın.

Yükselir temelden kinle oy oğul,
Yeni Çin setleri, durdurmak için.
Oyunlar, hileler, sahte alkışlar,
Kardeşi kardeşe kırdırmak için.

Yürüsün varlığım senle ay oğul,
Maziden atiye dirilik gerek.
Koru benliğini, sarıl köküne,
Bir vatan bir bayrak bir atsın yürek.

Geleceğin temeli sonsuzluğun güvenci,
Son asrın kıskacında iyi dinle Türk genci.
İlk ödevin olmalı Türk yurdunu korumak,
Türk’ün bağımsızlığı, varlığın tek direnci.

Varlığına kast eden hem içerde hem dışta,
Kötücüller çıkacak bu düşmanca yarışta.
İçinde bulunduğun duruma bakmaksızın,
Görevin savunmaktır hem savaş hem barışta.

Bağımsız devletine kıymak isteyen düşman,
Seni, varken vatansız koymak isteyen düşman,
Görülmemiş bir utku var sayalım kazanmış,
Türk’ün soylu kanıyla doymak isteyen düşman.

Düşse zorla, hileyle kaleler birer birer,
Dağıtılıp tüm ordu koyulmasa bir nefer,
Ele geçip gemiler kaldırılsa her sefer,
Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

Bu durumdan acıklı daha da korkunç olan,
Aymaz ve sapkın çıksa iş başında bulunan,
Mutlaka hain olur düşmanla yatıp kalkan,
Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

Yönetime gelenler damat, oğul, bacıyla,
Yurda girmiş düşmanın siyasi amacıyla,
Birleşirse çıkarı ulus yanar acıyla,
Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

Ey Türk geleceğinin, varlığımın güvenci!
Böyle ortamda bile göster haklı direnci.
Devletli olmak için gerek duyacağın güç
Damarında dolaşan soylu kanda Türk genci;
Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

Osman Öcal


Atandan miras kaldı bu topraklar helalin
Koruyamazsan eğer çok büyüktür vebalin
Sızlatma kemiğini atan Gazi Kemalin
Damarında dolaşan soylu kanda Türk genci;
Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın........... Metin gürbüz


Osman Öcal
vuslati isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Eğer var ise yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:49 .


Powered by V Bulletin Version 3.6.8
Designed By balkanskidom
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.