Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres...  

Geri git   Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres... > Dom altında her şey yerli yerinde > Seljak muhabbeti > Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat
Yardım Seljak Listesi Radio and TV Forumları Okundu Kabul Et

Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat Balkanlarda felsefe ve edebiyat...Münazara da mümkün tabi...

   

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 27. March 2012, 15:05   #1
Bely Olovka
Cetvrti Seljak
 
Bely Olovka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2011
Mesajlar: 62
Seljak 25 Mesaj için 41 Teşekkür aldı.
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
Bely Olovka is on a distinguished road
Yunan Edebiyatı / Nikos Kazancakis

Sıcak denizlere açılma zamanı...
Balkan edebiyatının bir devini bu vesileyle hatırlayalım.
Okumamışlara Zorba romanını şiddetle tavsiye edelim.

Nikos Kazancakis (1883 - 1957)



20. yüzyıl Yunan düşünür ve edebiyatçılarının en görkemlisidir. Olağanüstü derinlikte ve birçok felsefenin iç içe sarmallandığı yapıtlar vermiştir. Bu yapıtlarda Homeros, Buddha, Bergson, Nietzsche, Marx ve İsa'dan derin izler gözlemlense de Kazancakis, tercihinin kendi yarattığı bir yaşam ustası olan Aleksi Zorba'dan yana olduğunu belirtir.

“Eğer bugün, dünyada bir ruh kılavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir 'guru' seçmem gerekseydi; kesinlikle Zorba'yı seçerdim.”



Yazarın dünyaca ünü, sinemaya uyarlanan ve müziklerini Theodorakis'in yaptığı bu “Zorba” adlı romanı ile gelmiştir.

Kazancakis Girit henüz Osmanlı yönetimindeyken, Kandiye'de doğar. Bu tarihlerde Girit bağımsızlık yanlısı ayaklanmalara sahne olmaktadır. Ayaklanmalar sırasında Osmanlı zor kullanıyor, buna karşı Hıristiyan milisler de müslümanlara kıyımlar uyguluyordu. Farklı kültürel formların bazen vahşete varan çelişkisi ilerde yazarın yapıtlarında kullanacağı temel izleklerden biri olacaktır. Bu yıllarda ailesi çocuk yaştaki Kazancakis'i ayaklanmadan uzak tutmak için Naksos adasındaki bir Frenk keşiş okuluna gönderir. Bu evden uzak ilkokul deneyimi yazarın hayat boyu yaşayacağı kaynağa özlem ile gitme duygularını ruhunda sarmallar... Bu okulda İsa'ya olan tutkusu pekişirken, İsa'nın sözünün içeriğini boşaltan sahtekar papazlara nefretinin tohumları da atılır.

Kazancakis 1902'de Atina Üniversitesi'nde hukuk okumaya başlar. Mezun olunca 1907'de felsefeye yönelerek Paris'e gider, Henri Bergson'un öğrencisi olur.

1911 yılında evlenir. Balkan Savaşlarında orduya katılır. Savaştan sonra felsefe çevirileri yapar. 1914 yılından başlayarak 2 yıl boyunca şair Angelos Sikelianos ile Helen ve Yunan Hıristiyan kültürün önemli merkezlerini gezer. Bu dönemde Angelos Sikelianos'un tutkulu Hellenizminden etkilenir.

1922'den sonra ölümüne dek adeta bir gitme saplantısına dönüşen gezilerine devam eder. Bu gezileri eşsiz birer edebiyat yapıtları olarak yazıya döker. Paris, Berlin, İtalya, Rusya, İspanya, Kıbrıs, Mısır, Sina Dağı, Çekoslovakya, Nice, Çin, Japonya... Bu geçen yıllar içinde, 1926'da boşanır.

Berlin'de bulunduğu sıralarda, sol düşüncelerle tanışır. Hiçbir zaman kişisel özgürlüğünü yitirmez ve partiye bağımlı bir yoldaş olmaz. Yine de Sovyetler Birliği'ni ziyaret eder. Fakat bu ziyarette totaliter siyasi düzen onda hayal kırıklığı yaratır. Bu geziden sonra düşünce sistemi daha evrensel değerlere yönelir. 1945'de yeniden evlenir. Aynı yıl Yunanistan'da küçük bir özgürlükçü sol partinin başkanı olur. Yunan hükümetinde bakan olarak görev alır fakat 1 yıl sonra bu görevinden istifa eder.

1946'da, Yunan Yazarlar Topluluğu tarafından Angelos Sikelianos ile birlikte Nobel Edebiyat Ödülü için kurula tavsiye edilir. 1956 yılında Viyana'da Uluslararası Barış Ödülü'nü alır. 1957 yılında, Nobel Edebiyat Ödülü'nü 1 oy fark ile Albert Camus alır. Camus ödülü aldıktan sonra, Kazancakis'in bu ödülü kendisinden yüzlerce kez daha fazla hakettiğini söyler.

1957 sonunda lösemi hastası olmasına karşın Çin ve Japonya'ya doğru dizginleyemediği gitme tutkusuyla yola çıkar. Dönüş yolunda durumu ağırlaşan Kazancakis, Almanya'nın Freiburg kentinde ölür.

Doğduğu kent Kandiye'de Venedik surlarının kale burçlarından birinin altına gömülür. Çünkü kilise Ortodoks mezarlığında defnedilmesine karşı çıkar.



Mezar taşında şöyle yazar:

Hiçbir şey ummuyorum,
Hiçbir şeyden korkmuyorum,
Özgürüm.


Yapıtları:
Zorba, Günaha Son Çağrı, Kardeş Kavgası, Kaptan Mihalis, Yeniden Çarmıha, Gerilen İsa, El Greko'ya Mektuplar, Allahın Garibi, Kayalı Bahçe


Ünlü bir şiiri:



TIRMANIŞ

Ne büyük mutluluk dağın kutsal yalnızlığına tırmanmak
tek başına, o temiz dağ havasında, ağzında bir defne dalı,
kanının topuklarından hızla dizlerine, beline yükseldiğini,
oradan boğazına ulaşıp bir ırmak gibi yayılmasını
ve aklının köklerini yıkamasını duymak!
"Sağa gideyim," "Sola gideyim," demeyi düşünmeden
aklının yol kavşağında dört rüzgârı birden estirmek,
ve tırmandıkça heryerde Tanrı'nın soluduğunu,
yanıbaşında güldüğünü, yürüdüğünü,
çalı çırpıyı ve taşları tekmelediğini izlemek;
dönmek ve şafakta orman tavuğu arayan bir avcı gibi
dağın tüm yamaçlarında kuş sesleri yankılansa bile
ne bir canlıya, ne de bir kuş kanadına rastlamak havada.

Ne büyük mutluluk toprağın bir bayrak gibi dalgalanması
sabahın sisinde,
ve ruhun bir atın sırtında kılıçtan keskin, başın
ele geçirilmez bir kale, güneşle ay birer muska
altın ve gümüşten, göğsünden sarkan!

Ardına düşmek o yükseklerde uçan kuşun, geride bırakmak
tasalarını, hayatın hırgürünü ve mutluluk denen
o vefasız yosmayı;
veda etmek erdemli yaşamaya ve uyuşturan sevdaya,
geride bırakmak kurtların kemirdiği küflü dünyayı
genç kobralar nasıl dökerlerse dikenlere incecik
derilerini.

Alıklar meyhanelerde güler, kızların rengi solar,
kadife külahlarını sallar mal sahipleri gözdağı
verircesine
ve senin kanlı ayak izlerini kıskanırlar, ey ruh,
ama uçurumdan korkarlar,
oysa sen bir aşk türküsü tutturur, dimdik yürürsün
yalnızlığa doğru bir güvey gibi elinde yüzgörümlükleri.

Ey yalnız insan, bilirsin Tanrı sürülere karışmaz,
ıssız çöl yollarını yeğler, gölgesi bile düşmez
bastığı yere,
sen ki her türlü ustalığı edindin, ey insanların en
kurnazı,
artık ne Tanrı'nın ne de insanın ayak izleri döndürür
seni yolundan;
sen bilirsin orman cinslerinin yemek yediği orman köşelerini,
bağrındaki hayaletlerin su içtiği kuyuları bilirsin;
bütün silahlar aklındadır senin, avlamak elindedir dilediğini;
pusu kurup, büyülerle, tazılarla, uçan oklarla.

Şafakta tırmanıp gün aydınlanırken yürüdüğün gün,
iki avucun da karıncalanmıştı, kurnaz gözlerin ışımış,
şimşek gibi çakmıştı bakışların çalılıklarda
bu insansız dünyanın tanrısı renk renk tüylü o vahşi kuşu
ürkütmek için.

Dağlarda serin saatler boyunlarında çanlar
kayalıklarda sıçrayan çevik oğlaklar gibi geçti;
güneş göğün ortasında durdu, gün kurtuldu boyunduruğundan
ve yavaş yavaş mavi serin bir sis içinde alacakaranlık çöktü.

Konu Bely Olovka tarafından (27. March 2012 Saat 15:21 ) değiştirilmiştir..
Bely Olovka isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Eğer var ise yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk’ün Yunan ile imtihanı Ayhan Demir Genel ve Güncel 0 20. August 2009 09:42
1897 Türk-Yunan Harbi Ayhan Demir Genel ve Güncel 10 21. July 2009 12:58


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:17 .


Powered by V Bulletin Version 3.6.8
Designed By balkanskidom
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.