Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres...  

Geri git   Balkanskidom - Göç edemeyeceğiniz tek adres... > Dom altında her şey yerli yerinde > Seljak muhabbeti > Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat
Yardım Seljak Listesi Radio and TV Forumları Okundu Kabul Et

Münazara, Münakaşa, Felsefe ve Edebiyat Balkanlarda felsefe ve edebiyat...Münazara da mümkün tabi...

   

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 27. May 2009, 20:43   #1
Kleshtina
Prvi seljak
 
Kleshtina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 196
Seljak 45 Mesaj için 68 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 1 times
Seljak 3 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
Kleshtina is on a distinguished road
Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

sizce Balkan Müslümanları Kültürel olarak Batı Medeniyetine mi Doğu Medeniyetine mi aittir ?
Kleshtina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27. May 2009, 20:58   #2
šLjiVoVicA
Prvi seljak
 
šLjiVoVicA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 2.120
Seljak 620 Mesaj için 2.340 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 3 times
Seljak 7 Mesajda 9 Defa Eksilendi!
šLjiVoVicA is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

Evvela doğu ve batı kültürlerinin tanımını yapmak gerek elbette bu soruyu cevaplayabilmek için... Ki bunun için de uzun uzun cümleler kurulabilir. Ancak sözü uzatmadan, benim kendi kafamın içindeki algılayış sistemlerine göre Balkan müslümanlarını şüphesiz bir biçimde doğu medeniyetine dahil ederim. Ve hatta sadece müslümanlar değil, tüm balkanlar doğu medeniyetinin bir parçasıdır bana göre. Çok uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalmış ve Osmanlı'nın bünyesinde şekillenmiş, imarlaşmış, yoğrulmuş bir kültür olan Balkan kültürüne mensup herhangi bir köyde (müslüman - hristiyan fark etmez) kendinizi Anadolu'da hissedersiniz. küçük bir ayrıntı ama örneğin balkan evlerine ayakkabı ile girilmez. Bu da batı kültür dayatmasının balkanlarda hakim olmadığının bir kanıtıdır. Makedon dağlarında ortodoks kadınlar da şami (yazma) takar başlarına... Bunun gibi birçok örnek sıralayabiliriz.
Bilirsiniz ki Balkanların en önemli mimari eserlerinden biri köprülerdir.
Köprüler; coğrafyanın kılcal damarları ırmakların sırtına dostane kolunu atmış; şüphesiz balkanların en yakın dostudur. Ve hatta Balkanlar bizatihi köprünün ta kendisi değil midir? Doğu ve batı kültürünü bağlayan, bir ucunda kilise, diğer ucunda camii bulunan ve ezan sesi ile çan sesini aynı gök kubbenin altında birleştiren... Ve belki de işte sırf bu yüzden hep "birleştirici" olan köprüler balkanlarda sınır lafzının yerini tutar. Ortodoks slavlar ile muslümanları ayıran, kardeş köylerin arasına hat çizen, zengin ile fakir olgularını oluşturan... Yani Balkan kültürü bu iki kutup medeniyeti aynı potaya almaya çalışan ve kendinden de ufak tefek ayrıntılar katan apayrı ve çok daha zengin bir kültürdür.
__________________
Bolest mi e : Sevda golema!
Teška bolest, ne se lekuva...
šLjiVoVicA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27. May 2009, 21:33   #3
seyif
vojvodinka
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 551
Seljak 255 Mesaj için 436 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 2 times
Seljak 3 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
seyif is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

nerelisin sorusuna nasil cevap veririz?
oturulmus bir yer uzerinden. bizim, anne-babamizin yada dedelerimiz, buyuk buyuk dedelerimizin oturdugu bir yerdir o neresi.
koprude oturulmazki! yani kopru metafor olarak bir gecistir hep
bence balkanlarda birileri oturuyor

heidegger'in insa etmek, oturmak uzerinden bir kopru anlatimi vardir onu getirdiniz aklima
isteyen buyursun:

İnşa etmek ne kadar oturmaya aittir?

Bu soruya verilecek yanıt; oturmanın özü yoluyla anlaşılacak olan inşa etmenin aslında ne olduğu konusunda bizim için aydınlatıcı olacaktır. Biz, Şeyleri dikmek-kurmak anlamında inşa etmeyle kendimizi sınırlandırıyor ve soruyoruz: "nedir inşa edilmiş bir Şey?" Üzerinde düşünebileceğimiz bir örnek olarak, Köprü'yü ele alabiliriz.

Köprü akarsu üstünde "rahat ve güçlü" bir biçimde salınır-kemerleşir. Köprü sadece daha önceden orada bulunan kıyıları birleştirmekle kalmaz. Kıyı olarak kıyılar, ilkin köprü geçidinde ortaya çıkarlar. Köprünün kendisi kıyıların yan yana uzanmasını sağlar. Bir taraf köprü sayesinde diğerinin karşısında yer alır. Kıyılar akarsu boyunca, suyla ilgisiz sert toprakların sınır çizgileri olarak da uzanmazlar. Köprü, her defasında kıyılarla kıyı yörelerinin arkasındaki bir ve başka genişlikleri akarsuya getirir. Köprü; Akarsuyu ve kıyıyı ve toprağı karşılıklı olarak birbirine komşu eder. Köprü, yeryüzünü akarsu etrafındaki bir yöre olarak bir araya toplar. Böylece çayırlar boyunca akarsuya eşlik eder. Su yatağında dimdik yükselen köprünün ayakları, suları kendi akışına bırakan kemerleri taşırlar. Sular sükunetle akıp gidebilir ve göğün fırtınalarından ya da bahara durmasından kaynaklanan seller dalgalar halinde köprünün ayaklarını dövebilir, köprü havanın her haline ve göğün kararsız özüne hazırdır. Köprünün akarsuyun üzerini kapladığı yerde bile, onu bir süreliğine kemerin altına alarak göğe akışını durdurur ve sonra onu bir kez daha serbest bırakır.

Köprü nehrin kendi yolunda akmasına izin verir ve aynı zamanda ölümlülere de, kıyıdan kıyıya gidip gelebilecekleri yollarını bahşeder. Köprüler pek çok tarzda eşlik ederler. Şehir köprüsü kale çevresinden katedral meydanına götürür; taşra kasabası yakınındaki nehir köprüsü arabaları ve önlerine koşulu atları çevre köylere götürür. Eski taş köprü, çayın üzerinde alçakgönüllü bir şekilde uzanırken, hasadı taşıyan arabalara tarlalardan köye geçiş yolu verir, kereste taşıyan arabaları da tarlalardan gelen patikadan yola taşır. Anayol köprüsü, en yüksek verimi almak için hızla ilerlenen, uzun mesafeli trafik şebekesine bağlanmıştır. Köprü, insanların aheste aheste dolanmalarına ya da hızlı hızlı koşuşturmalarına her an farklı bir şekilde eşlik eder, böylece diğer yakalara geçebilir ve sonunda ölümlüler olarak diğer tarafa ulaşabilirler. Ölümlüler köprünün yolunun bu şekilde kemer altında kalışına dikkat etmeseler de, ya da son köprüye giderken hep kendi oluşları içinde kalarak, aslında tanrıların Uğuru önüne getirmek için kendi içlerindeki bayağılığı ve Uğursuzluğu aşmaya çabalamakta olduklarını unutsalar da; Köprünün kemerleri bir yükselip bir alçalarak derenin ve nehrin üzerinde uzar gider. Köprü, tanrısal olanların önünde iki yakayı birleştiren bir geçit olarak bir araya toplar. İster köprüdeki aziz figüründe olduğu gibi bulunuşlarını açıkça düşünelim ve gözle görülür bir şekilde onlara şükranlarımızı sunalım, isterse de bu kutsal bulunuş yerinden uzaklaştırılmış ya da tümüyle bir kenara atılmış olsun.

Köprü kendine özgü bir tarzda, Yeryüzü ve Gökyüzünü, Tanrısal olanları ve Ölümlüleri kendinde bir araya toplar.

Bir araya toplamak, dilimizin eski bir kelimesi aracılığıyla 'thing' olarak adlandırılır. Köprü daha önce tarif ettiğimiz Dörtlü'nün bir araya toplanışına işaret eden olarak bir Şey'dir. Şüphesiz insanlar köprünün öncelikle ve aslında yalnız bir köprü olduğunu düşünürler. Ancak köprü, bazen bu düşünüşün yanı sıra başka şeyler de ifade edebilir. Böyle bir ifade bir sembol halini alır, örneğin daha önce bahsettiğimiz Dörtlü'nün sembolü gibi. Ancak köprü, eğer gerçek bir köprüyse, hiçbir zaman ilk olarak yalnız bir köprü ve daha sonra da bir sembol değildir. Köprü en başta, bir şey ifade etmesi anlamında sadece bir sembol olmaktan ne kadar uzak ise, bu kesinlik içeren ifade de ona ait değildir. Eğer köprüyü kelimenin tam anlamıyla düşünürsek, köprü hiçbir zaman bir ifade olarak kendini göstermez. Köprü bir Şey'dir ve sadece budur. Sadece? Bu şey olarak köprü Dörtlü'yü bir araya toplar.

Düşünmemiz uzun zamandır şeyin özünü olduğundan eksik gösterme gibi bir alışkanlığa sahiptir. Batı düşünmesinin gelişimi içinde ulaştığımız noktada; Şey, üzerine eklenmiş algılanabilir niteliklere sahip, bilinmeyen bir X olarak tasarımlanmaktadır. Böyle bir bakış açısıyla, daha başlangıçta şeyin bir araya toplayıcı özüne ait olan her şey, doğal olarak, sonradan eklenmiş gibi gözükmektedir. Nitekim Köprü eğer bir Şey olmasaydı, hiçbir zaman yalnız bir köprü olmazdı.

Şüphesiz, Köprü kendine has özellikte bir Şeydir; çünkü Dörtlü'yü öyle bir tarzda bir araya toplar ki, ona bir inşa alanı sağlar. Ancak sadece kendisi böyle bir yer olan, inşa alanına yer açabilir. Yer, köprüden önce mevcut değildir. Köprü kurulmadan önce, akarsu boyunca şeylerin işgal edebileceği birçok nokta vardır elbette. Bu noktalardan birisi sonunda bir yer haline gelir, bunu da Köprü aracılığıyla yapar. Yani köprü, yerine geçmek için bir yeri işgal etmez; aksine Köprü'nün kendisinden ilkin bir yer ortaya çıkar. Köprü bir şeydir, Dörtlü'yü bir araya toplar, ama bunu ona bir inşa alanı sağlayarak yapar. Meydanlar ve Yollar aracılığıyla düzenlenmiş bir Mekân bu inşa alanı tarafından belirlenir.

Böylesi özellikte yer olan Şeyler her defasında ilkin Mekânlara izin verirler. 'Mekân' kelimesinin işaret ettiği şeyi, kelimenin eski anlamı söyler. 'Raum', 'Rum' yerleşmek ve konaklamak için temizlenip-açılmış meydan anlamına gelmektedir. Mekân, Yer açılmış, serbest bırakılmış bir şeydir, yani Yunanca peras karşılığı olarak, bir Sınır içerisinde olandır. Sınır bir şeyin sona erdiği yer değildir, tersine Yunanlıların fark etmiş olduğu gibi Sınır bir şeyin özünün başladığı yerdir. Bunun için 'Horismos' kavramı sınırdır. Bir mekân, Yer açılmış, sınır içine alınmış olandır. Yer açılmış olana, her defasında izin verilir ve böylece birleştirilir, yani Köprü türünden bir Şey aracılığıyla, yani bir Yer aracılığıyla bir araya toplanır. Bu yüzden, mekânlar özlerini 'mekân'dan değil 'yer'lerden alırlar.

Yer olmalarıyla, bir inşa alanı sağlayan Şeylere, günümüzde daha ilk elde yapılar diyoruz. Şeyleri böyle adlandırmamızın nedeni, bunların diken-kuran inşa etmeyle açığa çıkmış olmalarıdır. Fakat bu Açığa çıkarmanın, yani inşa etmenin ne türden olacağını ise, ancak kendileri olmaları bakımından, açığa çıkmış olmalarını sağlayan süreç olarak inşa etme etkinliğine gereksinim duyan şeylerin özü hakkında düşünmeye başladıktan sonra keşfedebiliriz. Bu şeyler, Dörtlü'ye bir inşa alanı sağlayan yerlerdir, bu inşa alanı her defasında bir mekâna yer verir. Yer ile mekân arasındaki bağ, Yerler olarak bu Şeylerin özünde yatar, ama Yerin orada ikamet eden bir insanla bağıntısı da böyledir. Bu yüzden, şimdi adına Yapılar dediğimiz bu Şeylerin özüne açıklık getirmek amacıyla kısa bir açıklama yapmayı deneyebiliriz.

İlk olarak, yer ve mekân arasında hangi bağıntılar bulunur? İkinci olarak, insan ve mekân arasında hangi ilişkiler vardır?

Köprü bir Yerdir. Ve böyle bir Şey olarak, Yeryüzü ve Gökyüzünü, Tanrısal olanları ve Ölümlüleri içine alan bir mekân sağlar. Köprü tarafından sağlanan mekân köprüye yakın ve uzak olan birçok farklı meydan içerir. Bu meydanlar, sadece aralarında ölçülebilir bir mesafe olan konumlar olarak düşünülebilir; bu mesafe Yunancası 'stadion' için her zaman bir yer açılmıştır ve bu da yalnızca konumlar aracılığıyla olmaktadır. Konumlar aracılığıyla yer açılmış mekân, kendi türünde bir mekândır. O bir mesafe, 'Stadion' olarak mekândır; zaten 'Stadion' kelimesinin Latincesi, yani 'spatium' da, bir Ara mekândır. Böylece insanlar ve Şeyler arasındaki yakınlık ve uzaklık, yalnızca Uzaklıklar, Ara mekânın mesafeleri haline gelir. Sadece 'spatium' olarak tasarımlanan bir mekânda, köprü yalnızca herhangi bir anda başka bir şey tarafından işgal edilebilen ya da yalnızca bir işaretle yer değiştirebilen belli bir konumdaki salt bir şey olarak görünür artık. Dahası, Ara mekân olarak mekânın Uzunluk, Genişlik ve Derinlik'e göre, yalnızca Yayılımlar olarak belirlenmesi de yeterli değildir. Bu şekilde soyutladıklarımızı-çekip çıkardıklarımızı, Latincesiyle 'abstractum'u, üç boyutun saf çeşitliliği olarak tasarımlarız. Nitekim bu çeşitlilik tarafından açılan yer artık mesafeler tarafından belirlenmeyecektir; o artık 'spatium' değildir, aksine sadece 'extensio' -yani uzamdır. Fakat 'extensio' olarak mekândan yola çıkarak bir kez daha soyutlama yapabilir, yani analitik-cebirsel bağlantılara ulaşabiliriz. Bu bağlantılar, çeşitliliğin saf matematiksel yapılarının olanaklılığı ile gelişigüzel çoklukta boyutlara yer açarlar. Bu şekilde matematiksel olarak yer açılmış olan mekân diye adlandırabilir. Fakat bu anlamdaki mekân, mekânlar ve meydanlar içermez. Bu anlamdaki mekânda, hiçbir zaman yerleri, yani köprü türünden Şeyleri bulamayız. Bununla birlikte, yerler aracılığıyla yer açılmış mekânlarda, her zaman bir Ara mekân olarak mekân ve yine bu Ara mekânda saf bir uzam olarak mekân vardır. 'Spatium' ve 'extensio' her zaman Şeylerin ve bu Şeylerin yer açtıklarının, mesafelere, sürelere ve yönlere göre ölçülmesi ve bu büyüklüklerin hesaplanması olanağını verir. Fakat bu kavramların genellikle uzanıma sahip olan her şeye uygulanabilir oluşu, hiçbir durumda sayısal büyüklükleri, matematiğin yardımıyla ölçülebilen mekânların ve yerlerin özünün temeli yapmaz. Modern fiziğin bile olguların kendileri tarafından, kozmik mekânın mekânsal ortamını, hareketin merkezi olarak cisim tarafından belirlenen bir alanlar birliği olarak tasvir etmeye nasıl zorlandığını burada tartışmamız mümkün değildir.

Gündelik yaşamda, özü yapı türünden şeylerde temellenen, Yerler tarafından yer açılmış mekânları baştan sona geçeriz. Eğer Yer ve mekânlar, mekânlar ve Mekân arasındaki bağıntılara dikkat edecek olursak, insan ve mekân arasındaki ilişkiyi düşünmemizde işimize yarayacak bir destek elde etmiş oluruz.

İnsan ve mekândan söz edildiğinde, insanı bir tarafta, mekânı başka bir tarafta duruyormuş gibi duyarız. Ancak mekân insan için karşıda duran bir şey değildir. Mekân ne dışsal bir nesne ne de içsel bir yaşantıdır. İnsanlar ve onların dışında bir mekân yoktur; çünkü "bir İnsan" dediğimde ve bu sözcükle insanî bir tarzda yani oturması anlamında insanı düşündüğümde, "İnsan" sözcüğüyle daha şimdiden Şeylerdeki Dörtlü'de ikameti adlandırmış olurum. Çok yakınımızda bulunmayan şeylerle ilişki kurduğumuz zaman bile, şeylerin kendileri arasında ikamet ederiz. Öğretildiği gibi, uzaktaki Şeylerin sadece tasarımları zihnimizde bulunuyor ve böylece uzaktaki Şeylerin tasarımları zihnimizde ve kafamızda Şeylerin yerine geçiyor değildir. Eğer şimdi hepimiz bulunduğumuz noktadan itibaren Heidelberg'deki eski köprüyü düşünecek olursak, köprünün bulunduğu Yere yönelen bu düşünme sadece buradaki kişilerin yaşantılarından ibaret olmayacaktır, daha ziyade bu düşünme kendinde bu Yerden [Köprüden] uzakta durmayı sürdürdüğünde bile düşünmemizin özüne aittir.

Tam da bu noktadan itibaren köprünün oradayız ve bu bilincimizin bir tasarımsal imgesi de değildir. Bulunduğumuz bu noktadan, her gün kayıtsızca nehri geçmek için kullanan birine göre, köprüye ve onun yer açtığı şeye çok daha yakın olabiliriz. Mekânlar ve onlarla birlikte mekân daima ölümlülerin ikameti içinde yer açmışlardır. Mekânlar, insanların oturmasını içlerine almak aracılığıyla açılırlar. Ölümlüler vardır demek, oturanlar yoluyla - Şeyler ve Yerler arasında ikametlerinden ötürü mekânlar arasında durmayı sürdürmeleri demektir. Ve sadece Ölümlüler özlerine uygun olarak mekânlar arasında durmayı sürdürürler, mekânları baştan sona geçebilirler. Bu mekânlardan başka mekânlara gitsek de, onlardan vazgeçmeyiz. Aksine, her zaman mekânlar aracılığıyla gidip gelişlerimiz şimdiden eksik-noksan olsa bile, sürekli olarak uzağımızdaki ve yakınımızdaki Yerlerin ve Şeylerin arasında ikamete devam ederiz. Konferans salonunun çıkışına doğru yürüdüğümde, daha şimdiden oradayımdır; eğer orada olmuş olmasaydım, oraya gidemezdim bile. Ben hiçbir zaman sadece kendi başına kalmış bir beden olarak burada değilim, aksine ben şimdiden mekânda durmayı sürdüren olarak oradayım ve böylece mekânı baştan sona geçerim.

Konu seyif tarafından (18. October 2009 Saat 09:31 ) değiştirilmiştir..
seyif isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27. May 2009, 21:35   #4
seyif
vojvodinka
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 551
Seljak 255 Mesaj için 436 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 1 times
Seljak 3 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
seyif is on a distinguished road
(karakter siniri varmis yazilar icin galiba bu da devami)

Ölümlüler "içe kapanıp", kendi kendileriyle kaldıklarında bile, Dörtlüye ait olmayı bırakmazlar. Söylendiği gibi, aklımızı başımıza devşirdiğimizde, şeyler arasında ikametimizden asla vazgeçmeden, Şeylerden uzaklaşarak kendimize döneriz. Depresif durumlarda gerçekleşen Şeylerle bağ yitimi bile, bu durumda kalış insanca olmasaydı, yani Şeylerde bir ikamet olmasaydı, mümkün olamazdı. Sadece bu İkamet insan varlığını belirlediğinde, aralarında bulunduğumuz Şeyler bize hitap etmezler ve artık bizi ilgilendirmekten de çıkarlar.

İnsanın Yerlerle ve Yerler aracılığıyla Mekânlarla bağı, oturmasına dayanır. İnsan ve mekân arasındaki ilişki, özlüce düşünülmüş Oturmadan başka bir şey değildir.

Yer ve Mekân arasındaki deneyimlenmiş bağıntı tarzları üzerine, aynı zamanda İnsan ve Mekân arasındaki ilişki hakkında da düşünürsek; Yerlerin, Şeylerin özüne bir ışık tutar ve onları yapı diye adlandırırız.

Köprü de bu türden bir Şeydir. Yer, İnşa alanını mekânlara yerleştirerek, yeryüzü ve gökyüzünün, ölümlüler ve tanrısal olanların sadeliğini bir İnşa alanı içine alır. Yer, Dörtlü'ye iki anlamda yer açar. Yer, Dörtlü'ye izin verir ve Dörtlü'yü yerleştirir. Her ikisi de, yani izin verme olarak yer açma ve yerleştirme olarak yer açma birbirlerine aittir. İki anlamlı yer açma olması bakımından Yer Dörtlü'yü gözetmedir ya da aynı anlamda söylendiği gibi: 'Huis', bir evdir. Böyle Yerler türündeki Şeyler, insanların ikametini barındırırlar. Bu türden Şeyler, dar anlamda gerekli konutlar olmasalar bile, birer barınaktırlar.

Böyle Şeyleri açığa çıkarmak inşa etmektir. İnşa etmenin özü, bu Şeylerin özelliğine uymasına dayanır. Bu Şeyler, Mekânların ortaya çıkmasını sağlayan Yerlerdir. İşte tam da bu yüzden inşa etmek yerleri diktiği-kurduğu için mekânları tesis etmek ve birleştirmektir. İnşa etmek, Yerler açığa çıkardığı için, Yapıların şeysel yapısındaki 'extensio' ve 'spatium' olarak Mekânı da, zorunlulukla Yerlerden oluşan Mekânları da birleştirmeyle birbirine katar. Ancak İnşa etmek, hiçbir zaman 'Mekânı' biçimlendirmez. Ne doğrudan, ne dolaylı olarak. Bununla birlikte İnşa etmek, Yerler olarak Şeyler ürettiği için Mekânların özüne ve 'Mekânın' kendi Özkaynağına herhangi bir Geometri ya da Matematikten daha yakındır. İnşa etmek, Dörtlü'ye bir inşa alanı için yer açan Yerleri diker-kurar. İnşa etmek; Yeryüzü ve Gökyüzünün, Tanrısal olanların ve Ölümlülerin birbirlerine ait oldukları sadelikten, Yerlerin kurulması için İnşa etme buyruğunu kabul eder. Dörtlü'den ayrı olarak inşa etmek, her defasında tesis edilen Yerler aracılığıyla yer açılmış mekânların çakışmalarını ve birbirleriyle kıyaslanmalarını sağlayan tüm ölçütleri kendi üzerine alır. Yapılar Dörtlü'yü saklar. Yapılar, Dörtlü'yü kendilerine özgü bir tarzda koruyan Şeylerdir. Dörtlü'yü korumak, Yeryüzünü kurtarmak, Gökyüzünü kabul etmek, Tanrısal olanları beklemek ve Ölümlülere eşlik etmek; bu dörtkatlı koruma, oturmanın en sade özüdür. Böylece gerçek yapılar özünde oturmayı belirler ve bu özde barınırlar.

Tarif edilmiş İnşa etme, kusursuz bir oturmaya bırakmadır. Tam da bu şekilde belirlendiğinde, inşa etme şimdiden Dörtlü'nün çağrısına uymuştur. Krokilerin-Taslakların tasarlanışına uygun bölgeler açan inşa etmeye ilişkin bütün Planlar, bu uygunluğa dayanır.

Diken-kuran İnşa etmenin özünü, oturmaya bırakma üzerinden düşünmeye çalıştığımızda, İnşa etmenin tamamlanmasını sağlayan Açığa çıkarmanın tam olarak nereye dayandığını açık bir şekilde deneyimlemeye başlarız. Genellikle Açığa çıkarmayı nihai anlamda bitmiş bir yapı biçiminde bir sonuca götüren etkinlik olarak alırız. Açığa çıkarma bu biçimde tasarlanabilir: böylece doğru bir şeyi kavramış oluruz, ama aslında bir şeyleri getiren, ortaya koyan özüne dokunamamış oluruz. Çünkü inşa etmek, Dörtlü'yü bir Şey içine, Köprüye doğru getirir ve bir Yer olarak Şeyi, zaten orada bulunanda, ilkin bu yer aracılığıyla yer açılanda ortaya koyar.

Açığa çıkarmak kelimesinin Yunancası 'tikto'dur. 'Tekhne', 'teknik' kelimesi, bu fiilin kökü olan 'tec'e aittir. Yunanlılar için tekhne ne sanat ne de zanaat anlamındaydı, tersine şu anlamda kullanılıyordu: bir şeyi, içinde bulunan her şeyle, şu ya da bu şekilde görünmeye bırakmak. Yunanlılar 'tekhne'yi, yani, açığa çıkarmayı, görünmeye bırakmak anlamında düşünüyorlardı. Bu anlamda düşünülen 'tekhne', antik dönemden bu yana mimarlık sanatında gizli olarak bulunur. Son zamanlarda ise, makine tekniğinde daha da gizli bir şekilde bulunmaya devam ediyor. Ama inşa eden açığa çıkarmanın özü, ne yapı sanatı anlamında ne de mühendislikteki anlamında ne de bu ikisinin birlikteliğinde yeterince düşünülebilir. Tekhne'yi sadece Yunanca kökenindeki gibi açığa çıkarılan bir şeyi, daha önce orada bulunan şeylerin arasına, orada bulunan bir şey olarak getirmek anlamında sadece görünmeye bırakmak olarak düşünecek olsak bile, inşa eden açığa çıkarmayı tam anlamıyla belirlemiş olmayız.

İnşa etmenin özü oturmaya bırakmaktır. İnşa etmenin özünün gerçekleşmesi, mekânlarını birleştirme aracılığıyla Yerler dikmek-kurmaktır. Sadece oturabildiğimizde inşa edebiliriz. Şimdi bir süre, Kara Orman'daki bir çiftlik evini düşünelim, iki yüz yıl kadar önce köylülerin oturmasıyla inşa edilmiştir bu ev. Burada, Yeryüzünü ve Gökyüzünü, Tanrısal olanları ve Ölümlüleri, şeylerin sadeliğine kabul eden yapabilme gücünün kararlılığıdır evi düzenleyen. Çiftlik evini, dağın güneye bakan yamacına, rüzgârdan korunaklı bir yere, pınarın yanı başında çayırların arasına o yerleştirmiştir. Ta aşağılara dek uzanarak, uzun kış gecelerinde evin odalarını fırtınadan koruyan ahşap çatının karların yükü altında dayanmasını sağlayan eğimini veren odur. Ailenin toplandığı masanın arkasına bir Tanrı Köşesi koymayı da unutmamıştır, odanın içinde beşiğin ve Ölüm ağacının çünkü oralarda tabuta böyle derler duracağı kutsal mekânlara yer açmış ve böylece farklı nesillerin tek bir çatı altında ömürlerini sürebileceği şekilde tasarlamıştır odayı. Kaynağını oturmaktan alan ve hala Şeyler olarak onun araç gerecini kullanan bir zanaat inşa etmiştir çiftlik evini.

Sadece oturabildiğimizde inşa edebiliriz. Kara Orman'daki çiftlik evinden söz ederken, böyle evler inşa etmeye dönmemiz gerektiğini ya da dönebileceğimizi söylemek istemiyoruz, aksine bu örnekle olmuş bitmiş bir oturma aracılığıyla, bu evin nasıl inşa edilebildiğini göstermeye çalışıyoruz.

Ama oturmak Varlığın temel niteliğidir, bundan ötürü Ölümlüler vardır. Belki oturmak ve inşa etmek hakkında düşünmek için giriştiğimiz bu çaba, inşa etmenin oturmaya ait olduğunu ve özünü oturmaktan nasıl aldığını, biraz daha açık bir biçimde ortaya koymamızı sağlayacaktır. Oturmanın ve inşa etmenin, sorulmaya değer olduklarını ve böylece hâlâ düşünülmeye değer bir şey olduklarını gösterebilirsek, bu kadarı yeterli olacaktır. Bununla birlikte düşünmenin kendisinin de, farklı bir tarzda olsa da, tıpkı inşa etmek gibi oturmaya ait olduğunu, burada denediğimiz düşünme yoluyla gösterebiliriz belki. İnşa etmek ve düşünmek her defasında kendi özellikleri bakımından oturmak için gereklidirler. Ancak her ikisi de, birbirlerini dinlemek yerine, kendi işleriyle meşgul oldukları için, oturmaya karşılık gelmekte yetersiz kaldılar. Her ikisi de inşa etmek ve düşünmek oturmaya ait olurlarsa, kendi sınırları içinde kalarak, birinin olduğu kadar öbürünün de uzun deneyimler ve sürekli bir uygulamadan geldiğini bilecek olurlarsa, birbirlerini dinleyebilirler.

Oturmanın özü üzerine düşünmeyi arıyoruz. Yolumuz üzerindeki en yakın adımımız şu soru olacaktır: Endişe verici çağımızda oturmanın durumu nedir? Her yerde konut sıkıntısından söz ediliyor. Sadece konuşmakla yetinilmiyor, harekete de geçiliyor. Bu sıkıntıyı yeni konutlar temin ederek, yeni konut yapımlarını destekleyerek, bütün yapı işlerini planlayarak gidermeye çalışıyoruz. Konut eksikliği ne kadar sert ve zorlayıcı, engelleyici ve tehlikeli bir hale gelirse gelsin, oturmanın asıl sıkıntısı konut eksikliği değildir. Asıl konut sıkıntısı, Büyük Yıkımlar ve Dünya savaşlarından, Yeryüzü nüfusunun artışından ve İşçi sınıfının içinde bulunduğu durumdan önce de vardı. Asıl oturma sıkıntısı, Ölümlülerin daima yeniden oturmanın özünü aramasındadır, oysa Ölümlülerin ilkin oturmayı öğrenmeleri gerek. Ya insanın yersiz yurtsuzluğunun nedeni, insanın sıkıntı olarak asıl oturma sıkıntısı olduğunu bile düşünmemiş olmasıysa? İnsan bu yersiz yurtsuzluğu düşünmeye başladığında, bu sefaletten de kurtulacaktır. Doğru düşünüldüğü ve hatırdan çıkarılmadığı sürece, Ölümlüleri oturmaya çağıran tek çağrı budur.

Peki, ölümlüler, kendi özünün tamlığında oturmayı gerçekleştirmek için üzerlerine düşeni, kendi başlarına yerine getirmekten başka bu çağrıya nasıl karşılık verebilirler? Oturmadan hareketle inşa ettiklerinde ve oturma üzerine düşündüklerinde bunu başaracaklardır.
seyif isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28. May 2009, 21:57   #5
Galenovic
Drugi seljak
 
Galenovic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 96
Seljak 58 Mesaj için 138 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 3 times
Seljak 4 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
Galenovic is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

Genel olarak Balkanlılar, Doğu'ya göre Batılı, Batı'ya göre ise Doğulu'dur... Batı'nın Doğu tasvirine 'oryantalizm' denir hatta bu Balkanlar için de kullanılır çoğu zaman fakat Balkanların kendine özgü, özelleşmiş bir yapısı bulunduğundan bu terim biraz yabancı kalmaktadır; o yüzden Balkanizm diye bir terimin üretilmesi gerekmiştir. Bu durum Batı'nın Balkanları kendi içindeki Doğu gibi görmesi olarak açıklanabilir.
Balkan Müslümanları için ise Osmanlı Batılıları denilebilir. Osmanlı Batılıları terimi hem üst paragraftaki genel olarak saydığım Balkanlı özelliklerini içerir hem de bunun yanında İslâm medeniyetinin büyük etkileri olan bir kültüre sahiptir.
__________________
http://www.haberbosnak.com/
Galenovic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18. October 2009, 07:53   #6
kamp
Prvi seljak
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 3
Seljak 2 Mesaj için 5 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 3 times
Seljak 0 Mesajda 0 Defa Eksilendi!
kamp is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

sanırım hiç bir kültüre ayak uydurmaları mümkün değil (yaşadıkları göçler) daha çok kültürleri alıp azıcık ondan azıcık bundan yeni bir kültür oluşturuyorlar kendine has oluyor

aslında tam ortada kalma hali her anlamda
kamp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20. October 2009, 10:35   #7
Kleshtina
Prvi seljak
 
Kleshtina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 196
Seljak 45 Mesaj için 68 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 1 times
Seljak 3 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
Kleshtina is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

Alıntı:
kamp´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
daha çok kültürleri alıp azıcık ondan azıcık bundan yeni bir kültür oluşturuyorlar kendine has oluyor

aslında tam ortada kalma hali her anlamda
yorum için teşekkürler ama buna tam olarak katılmıyorum.. Biraz ondan biraz bundan kültür alınmış olsa illaki bir tarafa biraz benzer.. bu kadar kendine has olamaz değilmi ?

Bu dediğinizi şu ancak bağlamda düşünebilirim. Balkanlar geçiş yoludur kafkaslar gibi.. bu yüzden bir çok değişik kültür buralardan geçmiş yada sıkışıp kalmış yerleşmiş olabilir..

saygılar.
__________________
"Ah Florina'yı bırakmayacaktım Florina da ölecektim!"; dedikçe artık gölgelenmeye başlayan bakışlarında, cins atlar gibi geniş sağrılı dik omuzlu dağlarının Makedonya göklerinin ışığı yansır. Yüzü Bulutlardan sıyrılmış gibi aydınlanırdı-Makedonya 1900
Kleshtina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21. October 2009, 22:38   #8
šarenalaža
Seljak Sa Macugom
 
šarenalaža - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2.721
Seljak 727 Mesaj için 1.878 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 1 times
Seljak 22 Mesajda 36 Defa Eksilendi!
šarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutaršarenalaža de yetenek var...yürü be seni kim tutar
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

kazık soru hiç çalışmadığım yerden...
__________________
Kimden kaçıyoruz kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet!


Rengarenk dünyada bir adam gezer,
ne zengin, ne fakir, ne mümin, ne zındık,
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez,
hiçbir yasağı tanımaz...
Bu alacalı dünyada kimdir bu adam, cesur ve üzgün?
šarenalaža isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22. October 2009, 02:27   #9
dahilaga
Stražar Za Seljake
 
dahilaga - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 399
Seljak 134 Mesaj için 349 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 2 times
Seljak 11 Mesajda 13 Defa Eksilendi!
dahilaga is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

Sevgili kardesim Seyif..

Tam iste guzel bir mevzu dur bakayim nedir diye daliyordum ki,sizin yazinizin basinda Heidegger ismini gordum.

Orda durdum.

Almanlara olan gicigimdan midir,yoksa Almanyanin genellikle soguk ve duz bir ulke olmasindan midir,Almanya nın benim icin, can sıkan bir düzende gelen giden trenler anlamına geldiği için midir ,Alman filozoflarinı bugune kadar hic sevemedim.Cunku hic anlayamadim.

Bu kadar düzene ,dakikliğe bağlı ,herkesin sadece kendi işi kadarını yaptığı bir ülkeden bu kadar filozof cıkmasını da hep ilginç bulmuşumdur.Söylediklerini anlayabilsem belki daha da ilginç bulabilirim.

Deniz kıyısında taze meyvalar yiyen,üzerine ince bir kıyafet atarak kafası hafif iyi dolaşan (şarap),tuzlu denize alışık olan (çipura) ve sırf bu yüzden insana daha yakın duran Akdenizli ve Anadolu lu ve hatta ortadoğulu filozofları kendime daha yakın bulurum.

Şimdi ben bir Balkan müslümanıyım.Akdeniz mutfağı da severim,Balkan mutfağı da severim.Müzik desen, her dinleme seansım nerden başlarsa başlasın kapanışta illaki bir Makedon gaydası ile biter..Ama şöyle güzel bir sofrada Müzeyyen söylerse de hayır demem. (diyene de uçarak kafa atarım)...

Anadilim Türkce oldugu için Türkce şiir severim.Roman da gerçeklik ararım (bak Balkan kanım burda devrede mesela,çok fazla hayalle işim olmaz),şehir hayatını severim ( mesela burda seljak ve narod kökümden ayrışmaya başladım),tarihimi bilmek isterim ,biraz gevşeklik severim,yiyelim içelim isterim,hiç bir zaman vapura yetişmek için koşmam ,çok düşünür çok uyurum;

İşte sadece ve sadece bu basit nedenlerimle bile Balkan müslüman kökleriyle barışık,Doğu Avrupa nın mizaçına sahip ama aynı şekilde Doğu Akdenizin rahatlığına uyan bir kişi olarak aman ne olur bizi bunalımlı karanlık Alman feylozofların yagmurlu ve düzenli ve erken kalkıp erken yatılan felsefelerine sokma...

Yani demem o ki;Balkan müslümanları hem kültürel olarak hem şahıs olarak hiç bir yerli değil.

Oralı....

Orası kişiye göre değişiyor.Hatta kendisi nerdeyse orası da ora oluyor.Uyum sorunu yok yani.

Kültür dediğin zaten oraya ait olduktan sonra insanın "biriktirdiği" değil mi..
dahilaga isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22. October 2009, 17:12   #10
seyif
vojvodinka
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 551
Seljak 255 Mesaj için 436 Teşekkür aldı.
This message has been thanked: 2 times
Seljak 3 Mesajda 4 Defa Eksilendi!
seyif is on a distinguished road
Cevap: Balkan Müslümanları Kültürel olarak nereli ?

Alıntı:
dahilaga´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili kardesim Seyif..

Tam iste guzel bir mevzu dur bakayim nedir diye daliyordum ki,sizin yazinizin basinda Heidegger ismini gordum.

Orda durdum.

Almanlara olan gicigimdan midir,yoksa Almanyanin genellikle soguk ve duz bir ulke olmasindan midir,Almanya nın benim icin, can sıkan bir düzende gelen giden trenler anlamına geldiği için midir ,Alman filozoflarinı bugune kadar hic sevemedim.Cunku hic anlayamadim.

Bu kadar düzene ,dakikliğe bağlı ,herkesin sadece kendi işi kadarını yaptığı bir ülkeden bu kadar filozof cıkmasını da hep ilginç bulmuşumdur.Söylediklerini anlayabilsem belki daha da ilginç bulabilirim.

Deniz kıyısında taze meyvalar yiyen,üzerine ince bir kıyafet atarak kafası hafif iyi dolaşan (şarap),tuzlu denize alışık olan (çipura) ve sırf bu yüzden insana daha yakın duran Akdenizli ve Anadolu lu ve hatta ortadoğulu filozofları kendime daha yakın bulurum.

Şimdi ben bir Balkan müslümanıyım.Akdeniz mutfağı da severim,Balkan mutfağı da severim.Müzik desen, her dinleme seansım nerden başlarsa başlasın kapanışta illaki bir Makedon gaydası ile biter..Ama şöyle güzel bir sofrada Müzeyyen söylerse de hayır demem. (diyene de uçarak kafa atarım)...

Anadilim Türkce oldugu için Türkce şiir severim.Roman da gerçeklik ararım (bak Balkan kanım burda devrede mesela,çok fazla hayalle işim olmaz),şehir hayatını severim ( mesela burda seljak ve narod kökümden ayrışmaya başladım),tarihimi bilmek isterim ,biraz gevşeklik severim,yiyelim içelim isterim,hiç bir zaman vapura yetişmek için koşmam ,çok düşünür çok uyurum;

İşte sadece ve sadece bu basit nedenlerimle bile Balkan müslüman kökleriyle barışık,Doğu Avrupa nın mizaçına sahip ama aynı şekilde Doğu Akdenizin rahatlığına uyan bir kişi olarak aman ne olur bizi bunalımlı karanlık Alman feylozofların yagmurlu ve düzenli ve erken kalkıp erken yatılan felsefelerine sokma...

Yani demem o ki;Balkan müslümanları hem kültürel olarak hem şahıs olarak hiç bir yerli değil.

Oralı....

Orası kişiye göre değişiyor.Hatta kendisi nerdeyse orası da ora oluyor.Uyum sorunu yok yani.

Kültür dediğin zaten oraya ait olduktan sonra insanın "biriktirdiği" değil mi..
Sevgili agabeyim Dahilaga

canim felsefeyi de anlamayiverin

olur ki bir gun alamanlara karsi onyargilari birakayim bir seyler karistirayim diye dusunurseniz ispanyol(akdenizli) bir filozof ortega y gasset'e bir bakin derim. amanin bu filozoftur benden uzak dursun demeyiniz gasset tarih vb ile de ugrasmistir. kuzeyin o kapali bulutlari ardinda berrak bir sey oldugunu aciklamaya calisir kendi argumanlariyla.

heidegger'e gelirsek kant gibi tikiz degildir. alamanya'nin guneyinde katolik bir kulturde buyumesi sinmistir uzerine. hocasinin hocasi brentano'dan tevarus ettigi ispanya-italya(akdeniz) ibn sinaciligi izlerini dikkat eden gorup bulabilir bazen.

cermenler kulturu-devleti romadan(akdeniz) ogrenmis hep onun mirascisi olmak istemistir. balkanlara sarkip durmasinin bir nedeni de budur belki.

bunlar uzun mevzular... biz de siir okuyalim

akdenizin mora calan mavisine asik bir sairden gelsin;

İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden
taraçadan, bahçeden
ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
canlıların korka korka uzandıkları zemin
ağzımda kef
iki gözlerimde mil
iniyorum kulelerinden
katil.

Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?
Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan
beni çağırmaktadır?
Göklerin çökeltisinden başkaca soy
toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin
iniyorum kirli eteklerine
beni emziren kaltak şehrin
iniyorum ama indirilmedim
iniyorum çalıntı tahtımı terkederek
arada bir çehremi dalgalandıran karaltı
vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek
iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için
indiğim yerde beni bir bekleyen yok
indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim
puslu, çapraşık, koklanmamış
ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap
bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim
yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı
benimle açsaydı ağırdan
tükeniş faslını mızrap.

Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?
Ne dökülüş inişimde, ne çakış..
Yalnızca o çetrefil
aralama zahmetine katlanarak
iniyorum kızları utandıran iççekişle
erkekleri boğan kasvetle iniyorum.
Öfkemdi başlattı yolu
ısrara gerek var deyip durdu şehvetim
istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat
tarih onu tanımazlıktan geldi
bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım
belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra
ama ben hıncahınç bekçisi kalacağım burçlarımın
sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.

İniyor ve inliyorum
nereye bir kucak dolusu
sonluluk sorgusu getiriyorsam
oraya bir kucak da getiriyorum
bir kucak sadece genç ve diri değil
bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil
bir kucak sadece erkek ve vakur değil
bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil
bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil
bir kucak sadece gürbüz ve atak değil
bir kucak sadece üzgün ve dindar değil
bir kucak sadece temiz ve sevecen değil
bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil
bir kucak sadece cömert ve sıcak değil
bir kucak sadece sancılı ve keskin değil
bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil
bir kucak sadece öksüz ve çolak değil
bir kucak
sadece bir kucak
açılınca açıkları kapatan
acıkınca doyuran
ve doyurunca
nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü
darası alınmaz yüküm bu benim
kayda geçirilemez, narhı konulmaz
resmen ve alenen ifade usulü yok
gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır
dizimin dermanıdır o
buradan gelir cesaretim
bende bu kucak olduktan sonra
iyi veya kötü ne yapılabilir
kendi hayatı aleyhine
binlerce defa dolap
çevirmiş olan bana?
Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor
kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak
her sevincimi viran eden bu hayvan
yalanlar içinde boğulmamı önlüyor
ondan kurtulacak olursam biliyorum
beni yaşamakla coşturan
bir kaynak keşfederim
ondan kurtulduğum an
bütün boyutlarımı
kaybederim.

Önceleri, acemiyken
bu vaşak yokken daha yanıbaşımda
okul müdürü
veresiye satan bakkal
kapıcı ve akrabaları
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.

İşte o zaman bildimdi
anladımdı o sıra
ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim
bu çuha, bu sicim elden çıkarsa
acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza
bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi
berbattır balkonda o güneşli sabahlar
biraz açılmak için açıldığınız kırların
aniden karşılaştığınız ırmakların
ürpertesi ahmakça
böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem
benden iki bakışık parça
çıkarmaya çalışan boylam da berbat
ipekli libas giymem, altın takınmam
atımın eğerinde kaplan derisi yoktur
çehreme iyi baksalardı yırtılırdı
uykularının zarı
uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar
bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken
uykularına tutundular..
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
acılardır paylaşan çocukları
gün geldi paylaşıldı acılar
çocuklar paylaşıldı
bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım
gittim bir kuyudan su çektim
halka boynumdan geçti
geçti boynuma kemend
d harfine bak dedim
nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri
harf ol harfle birlikte kıyam et
harf ol harfler ummanına bat
çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
çünkü böndür altında kaldığım töhmet
uğradığım kinayeler bön ve berbat.

Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rabb bellemiyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim su çekdim en derin kuyudan
En hileli desteden
kendi kartımı çektim
yaktım belgeleri
bütün tanıkları yok etmek için
ricacıları öldürdüm
onlar bu dumanlı dünyanın
beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi
gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti
özüm gelinceye kadar bana temas etmişti
bu dokunuş parlatınca beni
benden biraz dünya
isteyen ricacıları
öldürdüm ve
kıtal bitti.
Yazık.
Yazık ki yazgımın boyası koyu.
İnilecek kadar indim. Hayfa.
Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura
eskilerin tayfası yine hep buradalar
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar
havada hayza benzeyen aynı koku
binalara yaklaşırken eskisi gibi
sıklet artıyor
hâlâ ayırdedilemiyor dişli gıcırtıları
çocuk çığlıklarından
tanıyorum bunlar
bulutlara bakmak için penceresi evlerin
bu da deniz
hırs püsküren, toynak durduran deniz
rezeleri yerlerinden oynatan
vâdeden, vâdeden,vâdeden tesellicimiz.

Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı
Ufku muallâk deniz, bir yanımda
kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât?
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta...
Niye indim buraya ben?
Boşuna mıydı yol boyunca benliğime
musallat olan belâ?
Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?
Yine mi döndüm başa?
Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak
kimse bana dönmemiştir, dönemez
hele sen geçtiğin o ormanlar
rüyalarındaki canavarlardan sonra
çok uzaksın o ilk
fırlatıldığın zamana.
Aldanma bunlar tayfa değil
burada doğdu hepsi
denize hiç açılmadılar
denizi sen kadar bile
tanıyan yoktur arlarında
her biri uzak bir beldeden geldi
sanılsın istiyor yosmalar
böylece saygın fahişeler
arasına katışacaklar
müptezel birer facire olsalar da.
Tecimenler, onlar da sahi değil
onlar da olmayan tayfaların
gemilerinden çıkan malları
sattıklarına inandırmak istiyor
şehrin acemi insanlarını.

Sen ve yağmur.
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.

Tarihe dersini vermek gerek
yoldan ayrılamazsın
yediremezsin sokulmayı kendine
tabiatın apışaralarına
ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu
durdurabiliyor seni
ne gürültülü bir havra.
Yükün ağır.
He's so heavy
just because he's your brother.
Kardeşlerin pogrom sana.
Dostlarının eşiğine varınca başlıyor
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!

Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..

Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir

.
.
.
.
.

I. O.
seyif isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Eğer var ise yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sizce Azinlik Olarak mi Goruluyoruz? Serco Anketler 45 15. September 2016 19:50
Balkan Müslümanları işbirliğini artırmalılar Ayhan Demir Genel ve Güncel 1 16. May 2009 00:36


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:47 .


Powered by V Bulletin Version 3.6.8
Designed By balkanskidom
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.